Komprador kelimesi Portekizce bir kelime! Komprador Portekiz'in Çin'in bazı bölgelerini sömürge haline getirdiği tarih diliminde Portekizli sömürgecilerle anlaşma yapmış Çinli yerli işbirlikçileri kullanmak için kullanılan bir kelimeydi. Zaten Portekiz-İspanya dillerinde işbirlikçi yoldaş manasına gelir. Kompradorların en büyük özelliği yabancı sömürgecilere yerli pazarı açmak bu bağlamda ortaya çıkan ticari ve ideolojik sorunları çözmek için her türlü imkanı yaratan bürokrat ve işadamları olmalarıydı. Sömürgecilerin dilini ana dil seviyesinde biliyor ve lokalde sömürgecilere karşı alınan bütün tavırlara ideolojik muhalefet üretiyor ve de ortaya çıkan ticari gelirden büyük paylar alıyorlardı. Zamanla komprador kültürü Çin dışına taştı ve sömürgecilik yeni ülkelerde yeni adımlar attıkça komprador tipleri de şekillenerek sömürü haline ve sömürülen coğrafyaya göre evrimini tamamladı. Başlangıçta kompradorlar sadece işadamları ve bürokratlardan müteşekkilken günümüzde sanatçılar sporcular aktivistler ve akademisyenler komprador tiplerine zenginlik katmıştır.
Malum ki Prof Dr Canan Karatay'ın özellikle kolesterol ve kolesterol ilaçları hakkındaki açıklamaları Türkiye gündemine adeta lav topları gibi düştü. Karatay türkiye'nin ve birleşik devletlerin seçkin akademilerinde üstdüzey eğitimler ve uygulamalardan sonra ülkesine dönen ve firmalardan ziyade toplumun yararına açıklamalarla sağlık sorunu olan bir çok vatandaşın sorularına cevap veren yerli bir figür olarak popüleritesini arttırdı. Daha da enteresanı sunduğu iddialar geniş bilim çevreleri tarafından yargılansa da bilimsel imkanlarla hiçbir iddia çürütülemedi. Her geçen gün bir yenisi ortaya çıkan Karatay iddialarının çürütülemeyişi ve her yeni iddia ile gelen uygulamanın halkçı ve pratik oluşu Karatay'ı bir fenomen haline getirirken halkın dimağında da "acaba yıllarca kandırıldık mı?" sorusu resmen somutlaştı. Günümüzde Karatay'ın her türlü açıklaması medya için önemli bir malzemeyken daha da önemlisi bu açıklamaların her biri tıp ve ilaç sektörü için ciddi bir risk haline gelmeye başladı. Karatay'ın her açıklamasının ardından büyük tıp otoriteleri tarafından ciddiyetle eleştirilmesi bugün bilimsel bir kaygının yanında ticari bir kaygıyladır.
Marksist geleneğin en büyük kaygısı zamanla bilim adamlarının kapitalizmin hizmetinde birer neokeşişe dönüşmesi kaygısıydı. Bugün bilimadamı bir din adamından daha büyük dogmalara sahip ve eleştirilme konusunda bir tarikat şeyhinden daha tahammülsüz. Bu durumu Karatay'ın gebelere şeker yüklenmesi uygulamasının hatalı bir uygulama olduğunu iddiasından sonra kimi sivil kurumların Karatay'ı ve çalışmalarını resmen yasaklaması tepkisi ile tüm gerçekliği ile gördük. Şüphesiz ki Karatay hatasız ve eleştirmez değil ama Türkiye'deki bilim vesayetinin nasıl bir halde olduğunu görme açısından Karatay'a verilen tepkileri izlemek yeterli. Bu tepkilerle de ülkemizdeki tıp ve eczacılık sektörünün pastadan nasıl bir pay aldığını ve herhangi bir halkçı ve yerli yaklaşımın özellikle batılı tröstleri besleyen bu sektörlere nasıl darbe vurduğunu anlamamız açısından önemli. Ve Çin'de ilkel esnaflar vasıtasıyla şekillenen kompradorluk bugün ülkemizde beyaz önlüklü bol diplomalı benlikler tarafından ustaca ikame ediliyor. Ve son olarak kar kaygısı öyle bir kaygı ki bilim yeri geldiğinde bu kaygıyı besleyecek her türlü söyleme bütün gücüyle pençelerini uzatıyor bu kaygı kendi usulleri ve kendi etimolojisi ile ifade edilse bile...