Destek Sitesi platformunda Uzman olmak ister misiniz?

Uzman olmak için Şimdi başvurun.

Erken Tat Deneyimi Ve İleriki Yaşam Besin Seçimi

Oluşturulma tarihi: 27.01.2025 23:08    Güncellendi: 27.01.2025 23:08

Yaşamın erken dönemlerinde deneyimlenen tatlar çocukluk ya da yetişkinlik dönemindeki besin tercihlerini etkilemektedir. Prenatal ve postnatal dönemdeki lezzet deneyimleri yaşamın sonraki zamanlarında bireysel ya da çevresel birtakım etmenlerle etkileşime girerek besin seçimleri üzerinde bir etkiye sahip olmaktadır. İleriki yaşam besin seçimleri temel olarak 3 aşamadan geçmektedir. İntrauterin hayatta fetüsün annenin tükettiği besinlerin amniyotik sıvıya geçişi ile yaşadığı lezzet deneyimi  postnatal dönemde yine annenin tükettiği besinlerin anne sütüne geçmesi ve bebeğin anne sütünü emerek deneyimlediği lezzet ve son olarak 6. aydan sonra tamamlayıcı beslenmeye başlanmasıyla yaşanan lezzet deneyimleri şeklinde devam eder. Yaşamın ilk 1000 günü yeme davranışının gelişimi açısından oldukça hassas bir dönemdir. Bu önemli zaman dilimi anne karnındayken kordon yoluyla doğumdan sonra anne sütünün alımıyla ve ardından tamamlayıcı beslenmeye geçilmesiyle devam etmektedir ve bu süreçte infant birçok yeni besin ve tat keşfetmektedir. İnsanlar doğuştan tatlı ve tuzlu tatlara karşı pozitif; acı tatlara karşı ise negatif bir geri dönüte sahiplerdir. Çocukların genellikle enerji içeriği yüksek besinleri tüketmeye yeni besinleri reddetmeye ve tüketilen besinlerin sindirim sonrası sonuçları ile besinin tadı arasındaki ilişkiyi öğrenmeye karşı eğilimli oldukları belirtilmektedir. Birçok çocuğun (PROP/6-n-propiltiourasil) turp gibi bazı sebzeleri tüketmeye ve acı tatlara karşı oldukça duyarlı oldukları bildirilmiştir. 

Amniyotik Sıvı ve Anne Sütü 

Çeşitli tatların farkına varabilme yeteneği tat ve koku duyuları gibi birçok kemosensör duyu vasıtasıyla gerçekleşmektedir. Besin deneyimleri prenatal dönemle birlikte başlamaktadır. Kemosensör sistemler doğum öncesi fonksiyon kazanabilmeli gelişebilmeli ve uyumlu olabilmelidir. İntrauterin hayatta birtakım etkenlere maruz kalma doku gelişimi üzerinde kalıcı etkiler bırakabilmekte ve bu fetal programlama yetişkin dönem kronik hastalıkları için önemli bir risk faktörü olabilmektedir. Çocuklar genel olarak ekşi ve acı tatlar yerine daha şekerli ve tuzlu besinleri tüketmeye eğilim gösterirler. Maternal diyette yapılacak düzenlemeler ile amniyotik sıvının lezzeti anne sütünün lezzeti ya da tamamlayıcı beslenme dönemindeki besin lezzetlerinin değişimi yoluyla bebeği bu lezzetlere tekrar tekrar maruz bırakma durumu sonrası tuz tercihi ve acıyı reddetme gibi klasik davranışlar değiştirilebilir. Tat duyuları doğumda iyi derecede gelişmiştir ve bu gelişim çocukluk ve adölesan çağda da devam etmektedir. Amniyotik sıvı ve anne sütü maternal diyette tüketilen besinleri yansıttığından ötürü annenin bu besinlere tekrar tekrar maruz kalması infantın yeni besinleri kabulünü kolaylaştırıcı yönde etki etmektedir.          

Tat duyuları doğumda iyi derecede gelişmiştir ve bu gelişim çocukluk ve adölesan çağda da devam etmektedir. Amniyotik sıvı ve anne sütü maternal diyette tüketilen besinleri yansıttığından ötürü annenin bu besinlere tekrar tekrar maruz kalması infantın yeni besinleri kabulünü kolaylaştırıcı yönde etki etmektedir. Çocuklar genel olarak ekşi ve acı tatlar yerine daha şekerli ve tuzlu besinleri tüketmeye eğilim gösterirler. Maternal diyette yapılacak düzenlemeler ile amniyotik sıvının lezzeti anne sütünün lezzeti ya da tamamlayıcı beslenme dönemindeki besin lezzetlerinin değişimi yoluyla bebeği bu lezzetlere tekrar tekrar maruz bırakma durumu sonrası tuz tercihi ve acıyı reddetme gibi klasik davranışlar değiştirilebilir.

Formülalar

Formüla ile beslenen bebeklerdeki tat deneyimi anne sütü ile beslenen bebeklere kıyasla daha monotondur ve annelerinin diyetindeki besinlerin tatlarından yararlanamamaktadırlar. Farklı tür formülalar ve farklı marka formülalar arasında tat bakımından dikkat çekici bir farklılık bulunmaktadır. Makro besin öğesi içeriği farklı olan birçok formüla piyasada mevcuttur. Formüla ile beslenen tüm bebekleri büyüme ve sağlık sonuçları bakımından aynı şekilde değerlendirmek doğru bir yaklaşım olmayacaktır çünkü mamaların karbonhidrat yağ ve protein içeriği birbirinden farklılık göstermektedir. Dolayısıyla mamaların her biri infantın büyüme sağlık sonuçları ve tat gelişimi üzerine farklı etkilere sahiptir. 

Lezzet Ontojeni (Doğuştan Gelen Yanıtlar)

Tüketilen besinlerin ne kadar lezzetli ya da lezzetsiz olduğu doğuştan gelen faktörlerle beslenme gibi çevresel faktörlerle öğrenme yoluyla ya da bunların birbiriyle olan etkileşimi yoluyla belirlenmektedir. Bazı tatlara aşina olmak ve onları sevmek doğuştan gelen bazı faktörlerle güçlü bir ilişkiye sahiptir. Doğuştan gelen ve tatlı tada olan eğilim gelişimsel olarak deneyimleme yoluyla değiştirilebilir. Acı tat hissi ise doğuştan sevilmeyen bir tat olarak karşımıza çıkmaktadır. Buradaki düşünce esasen acı bileşiklerin zehirli olduğudur. Örneğin bitkiler kendilerinin yenmesini engellemek adına acı tat veren bir zehir salarlar ve bu şekilde başka canlılar tarafından yenmekten kurtulurlar. Ama deneyimleme yoluyla bazı insanlar da kafein ya da etanol gibi bileşikleri içeren bazı sebze  yiyecek ve içecekleri sevmeye daha yatkın hale gelebilmektedir.

Tat ve Koku Duyarlılığının Prenatal Dönemde Gelişimi

Tat alma duyusu görme ve işitme gibi diğer duyulara göre daha erken dönemde oluşmaya başlar. Gebelik başlangıcından yalnızca 8 haftalık bir süreden sonra fetüste tat alma tomurcukları oluşmaya başlar ve 13-14. Haftalar itibariyle morfolojik açıdan bir yetişkinininkine benzerlik gösterir. Gestasyonun 18 ila 24. Haftaları arasında fetüste yutma ve emme davranışları ortaya çıkar ve 35-40. haftalarda bu eylemler koordine olmaya başlar. Bu davranış  amniyotik sıvının absorbsiyonunun ana yolunu ve sinaptik bağlantılarını etkileyerek tat tomurcuklarını stimüle eder. Doğuma yakın dönemdeki bir fetüs her gün 500-1000 ml amniyotik sıvı yutmaktadır ve bunun iki katı kadar da soluk almaktadır.  Gebeliğin 11. haftası itibariyle koku alma soğanları ve koku reseptörleri artık yetişkin benzeri bir morfolojiye ulaşmıştır ve bu dönemden sonra işlevsellik kazanmaktadır. Kısacası fetüs bu zaman itibariyle  amniyotik sıvıda devamlı değişen kokuları saptamak için oldukça yetenekli bir durumdadır.  Ek olarak amniyotik sıvı annenin diyetinden kaynaklı farklı tat özelliklerine sahip olan uçucu kimyasallar içermektedir. Tat ve koku mekanizmalarının prenatal dönemde kapsamlı bir şekilde gelişmesi sayesinde doğum sonrası yenidoğanın tat ve kokulara karşı gösterdiği duyarlılık şaşırtıcı olmaktan çıkmaktadır. Kemosensör sistemler çevresel etmenlerin de katkısıyla çocukluk dönemi boyunca da gelişmeye devam etmektedir. Dolayısıyla hem prenatal hem de doğum sonrası bebeklik ve çocukluk dönemindeki değişen ve gelişen bu duyusal değişiklikler yetişkin dönemi besin tercihlerine katkıda bulunmaktadır. Gebeliğin son trimesterinde fetüs amniyotik svıyı yutmaya başlamaktadır ve fetüsün kapalı olan burun delikleri 16 ila 24. haftalar arası açılmaya başlamaktadır. Amniyotik sıvıyla tanışan fetüs annesinin beslenmesindeki değişikliklerin bu sıvıya olan yansımasını da fark etmeye başlar. Dolayısıyla anne karnındaki bebek ilk lezzet deneyimini tat ve koku duyuları aracılığıyla gebeliğin sonlarına doğru yaşamaktadır. Lezzetlerin deneyimlenmesi öğrenilmesi ve buna ait duyuların gelişimi çocukluk dönemindeki besin tercihlerini büyük ölçüde etkilemektedir. Anne karnındayken ya da doğum sonrası dönemde olumlu ya da olumsuz yönde yaşanan lezzet deneyimleri yaşam süresince besin seçimleri üzerinde belirleyici bir rol oynamaktadır. 

Annenin tükettiği besinlerin lezzeti amniyotik sıvıya geçmektedir. Yapılan bazı çalışmalarda sarımsak tüketen annelerin sarımsak kokusunun amniyotik sıvı yoluyla fetüse geçtiği belirtilmektedir.  

Bir başka çalışmada ise annesi sarımsak tüketen ve tüketmeyen bebeklerin sarımsağa olan ilgisi araştırılmış ve sonuç olarak annesi sarımsak tüketen bebeklerin başlarının sarımsak özütü içeren pamuğa daha fazla yönelim gösterdiği bildirilmiştir. 

Fetüsün lezzet deneyimi adına yapılmış deneysel bir çalışmada gebeliğin son 3 aylık döneminde havuç suyu tüketen anneler ve tüketmeyen annelerin bebekleri karşılaştırılmış ve sonucunda havuç suyu tüketen annelerin bebekleri havuç içeren tahılları daha fazla tüketmeye eğilimli oldukları ortaya konmuştur.

Tüm bu bilimsel bilgilerden yola çıkarak denilebilir ki anne karnında maruz kalınan maternal beslenme faktörleri ve yanı sıra doğum sonrası erken çocukluk dönemindeki beslenme biçimi ileriki dönem besin tercihleri üzerinde oldukça büyük bir etkiye sahiptir.