Yaşadığımız çeşitli sağlık sorunlarından ötürü sağlık kuruluşlarına başvurulduğunda bazı kan tetkikleri istenir. Bu kan tetkikleri arasında özellikle tam kan sayımı veya hemogram adı verilen tetkik öne çıkar. Tam kan sayımı ile kanımızda bulunan hücrelerin miktarı, çeşitli özellikleri ve yeterlilikleri ölçülerek, başta hematolojik rahatsızlıklar olmak üzere sistemik pek çok sağlık sorunu hakkında değerli bilgiler edinilir. Hemoglobin, lökosit, MCHC gibi çeşitli parametrelerin yer aldığı tam kan sayımı tetkikinde bakılan değerlerden birisi de trombosit veya platelet sayısıdır.
Yaşadığımız sağlık sorunlarının sebeplerini ve ne yapmamız gerektiğini en iyi şekilde bilmek, sağlığımızı korumak ve geliştirmek adına oldukça önemlidir. Bu anlamda, yapılan kan tetkikleri hakkında da genel ve yeterli bilgi sahibi olmak hem hekimlerimizle olan iletişimimize katkıda bulunur; hem de sağlığımız adına almamız gereken önlemler hakkında bize kıymetli fikirler verir.
Trombosit, platelet veya kan pulcukları; kanımızda bulunan kırmızı ve beyaz kan hücreleri gibi hücresel elemanlardan biridir. Trombositler kemiklerimizin merkezinde bulunan kemik iliği dokusunda megakaryosit adı verilen hücrelerin olgunlaştıktan sonra kana geçerken parçalanması ile oluşan hücre parçacıklarıdır.
Trombositler, bünyelerindeki biyokimyasal madde içeriği sayesinde kanda meydana gelen belli başlı kimyasal reaksiyonların düzenlenmesinde önemli görevler üstlenirler. Bununla birlikte temel görevleri, kan damarlarının yaralanması sonucu kanama durumunda; yara bölgesinin erken dönemde kapatılması ve onarılmasıdır. Yaralanma durumunda trombositlerin dış kısımlarında belli değişiklikler meydana gelir ve hem yara dokusuyla, hem de diğer trombositlerle etkileşerek yarayı kapatan geçici bir tıkaç meydana getirir. Bu sırada yaranın uzun dönem kapanıp iyileşmenin sağlanması için gerekli olan pıhtılaşma sürecine katkıda bulunarak pıhtının oluşumunu hızlandırır. Aynı şekilde tüm bu süreçler esnasında kanama miktarının azaltılması için kan damarı çeperinin kasılmasına da yardımcı olur. Tüm bu özellikleri ile trombositler kanamaların önlenmesi, durdurulması ve yara dokularının iyileşmesi için vazgeçilmez elemanlardır. Bununla ilişkili olarak, trombositlerin belli sayının altına düşmesi durumunda kan damarları yaralanmaya açık hale gelir. Meydana gelen kanamalar durdurulamaz ve yaranın iyileşmesi zorlaşır.
Sağlıklı bir insanda tam kan sayımı sonucunda trombosit değerinin 150,000 ile 450,000 hücre/ml arasında olması gerekir. Trombosit değerinin 150,000’nin altına düşmesi durumunda, trombositopeni adı verilen trombosit düşüklüğünden bahsedilir. Eğer bu değer 450,000’nin üstünde saptanırsa, duruma trombositoz adı verilir ve trombosit yüksekliği tespit edilmiş olur.
Trombosit düşüklüğü veya trombositopeni durumu, altta yatan pek çok hastalığa bağlı gelişebileceği gibi doğrudan trombosit ile ilişkili hastalıklarda da görülebilir. Bu anlamda iki mekanizma üzerinden trombosit miktarında azalma gözlenebilir:
Trombositopeniye neden olan sağlık sorunları şu şekilde sıralanabilir:
Trombosit miktarı azaldıkça çeşitli klinik belirtiler ortaya çıkar. Bu belirtilerin varlığı ve şiddeti, miktardaki düşüşle doğru orantılı olarak gerçekleşir. Başka bir deyişle, trombosit sayısı ne kadar düşükse, o kadar şiddetli ve ciddi klinik tablolar meydana gelir. Bu anlamda, aşağıdaki belirtiler trombosit düşüklüğünü akla getirir:
Trombosit miktarının artması veya trombositoz durumunda, trombosit düşüklüğüne neden olan mekanizmaların tersi söz konusudur. Buna göre aşağıdaki durumlardan birinin varlığı düşünülür:
Trombositoz durumu sağlıklı insanlarda gözlenebileceği gibi, bazı sağlık sorunlarının da habercisi olabilir. Buna göre aşağıdaki durumlarda tam kan sayımında trombosit miktarı yüksek saptanır:
Trombosit miktarındaki artış genelde herhangi bir klinik belirti veya şikayete yol açmaz. Sıklıkla rutin tam kan sayımı tetkiki sırasında tesadüfen saptanır. Bunun yanında altta yatan başka hastalıkların araştırılması esnasında da trombositoz görülebilir. Bunların dışında, ciddi miktarda artış gösteren trombosit sayısı aşağıdaki belirtilere yol açabilir:
Trombosit sayısındaki yükseliş veya düşüşlerde tedavi yönteminin planlanması, öncelikli olarak altta yatan hastalığın doğru bir şekilde teşhis edilmesine bağlıdır. Bu doğrultuda, uzman bir hekim tarafından ayrıntılı bir hastalık öyküsü alınarak detaylı bir fizik muayene yapılır. Ardından gerekli görüldüğünde görüntüleme ve ek kan tetkiklerine başvurularak tanıya gidilir. Tedavi planlaması trombosit miktarı ile tanıda tespit edilen hastalığa bağlı değişkenlik gösterir.
Hafif trombositopeni tablosunda hekim ek bir tedaviyi gerekli görmeyip sadece takip önerebilir. Bunun dışında altta yatan sağlık sorunun giderilmesine yönelik tedavi planlanır. Ancak daha şiddetli durumlarda, yaralanmaya neden olacak aktivitelerden uzak durulması, egzersiz ve spor yapılmaması, yaralanmayı önleyecek koruyucu ekipmanların kullanılması, yumuşak diş fırçasının tercih edilmesi, alkol tüketimine son verilmesi, trombosit fonksiyonlarını bozan ilaçların durdurulması gibi bazı yaşam tarzı değişiklikleri önerilir. Bunun yanında gerekli görüldüğünde, trombosit ürünlerinin verilmesi veya trombosit yıkımını azaltmak üzere kortikosteroid veya immünglobin gibi ilaçların reçete edilmesi; bunun yanında fazla çalışan dalağın operasyonla alınması gibi tedavi yöntemleri gündeme gelir.
Trombositoz durumu için hastanın aktif şikayetinin varlığı ve altta yatan hastalığın tespiti oldukça önemlidir. Sıklıkla tedavisiz takip yoluna gidilse de, ciddi trombosit yüksekliklerinde ilaç tedavisi veya tromboferez adı verilen kandaki fazla trombositlerin alınması gibi yöntemlere başvurulabilir.
Tüm bunlar göz önüne alındığında, trombosit miktarınızda bir değişiklik saptandığında, uzman bir hekimin değerlendirmesi için en yakın sağlık kuruluşuna başvurabilirsiniz. Sağlıklı günler dileğiyle.
Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır. Sayfa içeriğinde tedavi edici sağlık hizmetine yönelik bilgiler içeren ögelere yer verilmemiştir. Tanı ve tedavi için mutlaka hekiminize başvurunuz.