Destek Sitesi platformunda Uzman olmak ister misiniz?

Uzman olmak için Şimdi başvurun.

Orkestra Şefi Ebeveynler

Oluşturulma tarihi: 18.02.2025 22:13    Güncellendi: 18.02.2025 22:13
Çocuklarımız istediğimiz gibi değil; dokunduğumuz gibi olur. Onların bilgi; beceri; yetenek; duygu ve hayal dünyalarının gelişimi bizzat onlara yaklaşma ve dokunma şeklimizle doğrudan ilintili olduğunu hatırlamakta yarar olacaktır.

Yer yüzünde barınan; dünyaya gelmiş hiçbir çocuk problemli değildir.
Çocuklarımız sadece problemlerle büyürler. Onlar bizim dokunma şeklimiz ile kendi kıvamını alırlar. Yani onlar su biz ise bardak durumundayız.Biz nasıl bir bardak isek onlar içimize döküldüğünde bizlerin şeklini alacaktır.

Hatalar yaptığında bağırdığımız; kızdığımız; ters tepkiler verdiğimiz kişi kimdir?
Yavrumuz genellikle kimlerden etkilenir?
Yavrumuz kimlerle aynı ortamı paylaşmak ister?
Onu duygu ve düşünceleriyle en çok kim anlar?
Zor anlarında genelde babasına mı sığınır yoksa annesine mi?
Güven duygusunu kimden veya kimin yaklaşımlarından almıştır?
O çocuğun yerinde olsaydık acaba ebeveynlerimizin bizlere ne şekilde yaklaşmasını isterdik?
Bizleri mutlu eden şey gerçekten onları da mutlu ediyor mu?
Onlara sunduğumuz muazzam koşullar onların mutluluk oranıyla doğru orantılı mıdır?

Bu ve daha fazlası olan sorular zihnimizden geçiyor mudur? Geçiyorsa ilk hissettiğimiz nedir?

Bol sorulu oldu... Farkındayım!
Ancak gerçekten ne yapıyoruz?
Farkında mıyız?

Alime soruyorlar: Çocuğumuz nasıl terbiye edelim? diye...
Alim cevap verir : Sakın çocuğunuzu terbiye etmeye kalkışmayın!
Kendinizi terbiye edin yeter. Çünkü zira o; size benzeyecek...

Evet bize benzeyecek olan çocuğumuzun acaba ne tür bir yapıda olduğunu gerçek manasıyla biliyor muyuz?

Çocuğun duygularından fay hattı geçiyorsa davranışlarında deprem meydana gelir. Yani bir davranışı eleştiriyor ve nedenini irdeliyor olan bizler acaba o davranışa sebep olan bir hatanın içinde buluyor muyuz kendimizi?

Her çocuğun duygulardan oluşan bir Pin Kodu vardır. Anlaşılmayı ve çözülmeyi bekleyen… Duyguların Pin Kodunu doğru girmediğimiz zamanlarda çocuklarımızın davranışları uyarı verir. “Bana bu şekilde davranma!”; “Bana bu şekilde yaklaşma!” dercesine…

“Yapma!; Etme!; Bu seni aşar! Daha çocuksun; anlamazsın!” gibi ifadelerin çocuğu köreltmekten ve onun kendi başına karar alabilen; çözüm üretebilen bir yapıda olması önünde sadece birer engel olur. Orkestra şefi ebeveyn olmak; çocuğumuzu sadece kendi bildiklerimiz üzerinden eyleme geçirir.
Hatırlayalım…

Çocuk; kendini kanıtlayıp anne ve babasının takdirini kazanmak için bir şeyler üretmek istiyor; ancak biz komutlarımız ile kendisini sınırlıyoruz. Kaygı ve korkularımızdan besleniyoruz… O bir girişimde bulunmak; başarı elde etmek istiyor; biz ise kendisine: “Yaparsa zorlanır!” gözüyle bakıyoruz; güvenmiyoruz…

Soruyorum şimdi: Kaygı ve korkularımıza esir kıldığımız; güvenmediğimiz çocuklarımızdan hayata dair ne bekleyebiliriz?

Zannediyoruz ki onlar; ancak bizim komutlarımızla kendilerini idare edebilecekler. Oysaki burada büyük bir yanılgının içine hapsoluyoruz.

Onlara ne yapacaklarını söylemekten daha önemli bir şey var. Neyi nasıl yapacağı konusunda rehber olmak… Çünkü ne yapacağı bize ait bir komuttur; nasıl yapacağı ise yavrumuza ait bir kazanımdır.

Psikoloji bilimi der ki yavrularımızın sürekli olumsuz eleştiri; tutum; tavır ve davranışlarımıza maruz kalması; onların benliğini; kişiliğini; alışkanlığını; huy ve savunma mekanizmalarını doğrudan etkileyeceğinden bu durum onların sosyal kimlik; akademik başarı; özgüven gibi konularda başarısız olmalarına da neden olabilir.

Kıymetli ebeveynler; yavrularımızın her birinin birbirinden farklı bir ruh hali; mizaç ve karakter yapısına sahip olacağını biliyoruz. Onlara yapılacak en büyük iyilik; kendi duygularımızdan hareket etmeyi bırakıp onların duygularına kucak açmaktır.

Her çocuk büyüdüğünde kendi karar ve tercihleriyle geleceğini şekillendirmek ister; ancak bizler ise sanki daha çok onların bizlerin karar ve tercihlerinden yararlanarak büyümelerini istiyoruz. Bu tutumlarımızla alakalıdır.Ve iyilik yaptığımızı zannederiz...

Çocuk koşar; biz koşarken ayağını bir yerlere vuracak korkusu ve endişesiyle "KOŞMA!" deriz. Bu onun tercihlerini; kararlarını kuşatmak onu tutsak almaktır.

Duygularıyla; düşünceleriyle; hayalleriyle; beklentileriyle; umutlarıyla; istekleriyle; yapabilecekleriyle sınırlamaktan başka hiçbir şey kazandırmama yoluna gitmişiz onlar da bizim gittiğimiz yolda ancak kendini kaybetmiştir.

Onlara ışık olup onları aydınlatmak yerine onların kendi ışığından kendilerini aydınlatmalarına olanak sağlamak varken...

Değer mi bu?

Tabi ki de değmez. Sadece kendi korkularımıza ve endişemize tutsak olmaya devam ediyor. bu tutsaklıkla onlara da yaşamı boyunca zarar veriyoruz.

Ama ne yapalım o daha çocuk deyip de savunma mekanizmalarını da devreye koymakta üzerimize yok. Onlar hata yaptığında bu hata çok büyütülür. Bizler kendi hatalarımızı ise görmezden gelmeyiz. Nasıl bir tezattır ki bu davranış.

Çocuktur anlamaz demeyi bıraksak mı artık?
Çünkü onlar çocuk olabilir ancak bir şeyleri idrak edebilir eğer onlara sunmayı bilirsek. Mesela ilk dil öğrenme becerilerinin gelişmesine vesile olan kişiler anne ve babadır. Yani çocuk; ebeveynlerini gözlemler; onların tavır; tutum ve sözlerinden beslenir...
Bu şekilde etkili ve önemli derecede öğrenme gerçekleşir.

Doğrudan veya gizli olarak öğrenme her zaman gerçekleşir.

Çocuk meraklı; ilgili; sorgulayan; bir dedektif edasında araştıran;inceleyen özelliğe sahiptir. Bu özellikleri sayesinde öğrenme çok kapsamlı gerçekleşir.
O nedenle diyoruz ki : "O daha çocuktur anlamaz!" sözüyle kendimizi kandırmayı bıraksak mı?

Psikolojide ters çaba kuralı diye bir kural vardır. Neyden ne kadar çok kaçarsak;uzaklaşmaya yeltenirsek aslında en çok koştuğumuz ve yaklaştığımız şeyin o şey olduğunu söyleyebilirim.

Yani kendi çocuklarımızın başına bir şey geleceği veya bazı konularda problem teşkil edeceklerine dair kaygılarımızı artık bir kenara bırakıp onlara bunun yerine daha çok destekleyici; güven verici; inanan; geliştiren; önemseyen bir tutum ile kabul görmemiz ve bizzat onlara bu hususta dokunmamız gerekmektedir.

Kirpi anne kendi yavrusunu pamuğum diye seviyor. Sevmeyin böyle... O pamuk olmamalı. O sadece size emanet edilen bir can olmalı. O can ile nasıl doğru münasibetler geliştireceğimizi düşünmemiz gerekir.

Yani çocuklarınıza ne yapacaklarını değil; artık nasıl yapacaklarına dair önemli yaklaşımlarda bulunmamızın tam zamanı geldi...

Gündelik bilgidir.Bir çoğumuz evimizin mutfağında farkında olduk mu bilmem ancak:
iki yumurtayı aynı anda; aynı şiddet ve aynı hızla birbirine vurduğumuzda hiçbir zaman iki yumurta aynı anda kırılmaz!

Bir yumurta diğer yumurtaya göre daha önce kırılır. Çünkü kırılgan yapıya sahip olan yumurta hassastır ve sert bir darbeye maruz kaldığında ilk tepkisi kırılmak üzerine gelişmiştir. Bir diğer yumurta ise daha sert ve darbeler karşısında olabildiğince kırılmamayı tercih eder. Bu da yine yapıyla alakalı bir süreci kapsar.

Sözüm o ki her çocuk bir değil; aynı sonuçları elde edemez. Her çocuk kendine has özellikleriyle varlığını sürdürür. Anne ve babalar olarak da bizlere sadece onları anlamak ve tanımak düşer yapıları; performans ve potansiyelleri bakımından...

Şimdi çocuğumuzu daha iyi tanıma ve onu onun becerileri üzerinden değerlendirmeye geliştirmeye diyorum...