Eşler arasında yaşanan çatışma ve problemlerin temelinde; evlilik deneyiminin ilk kez yaşanıyor olması vardır. Farklı kültür; aile ve hayat tarzında yaşamış olan eşler bir araya gelerek yeni bir “aile” kurarlar. Beraber aşmaları gereken bir yol vardır; birlikte kurdukları “aile”’nin sorumluluklarında üstlenmek. Bu sorumlulukla beraber eşlerin birbirlerini tanıma süreleri de devam etmektedir. Her ilişkide olduğu gibi eşler birbirlerine güven duyma ihtiyacı hissederler.
Evliliğin ilk yılları; çiftin birbirlerine güvenmeleri; tanımaları; yaşanan problemlere beraberce çözüm yolları bulmakta güçlük çekmeleri; süreğen şekilde devam eden tartışmalar; ilişkinin ve eşlerin yıpranmasına sebep olabilir. Yıpranan bu ilişkide kendilerine “doğru kişiyle mi evlendim?” sorusunu sormaya başlarlar. Yaşanan çatışmalar basit düzeydeyken çözülememiş ve yeni problemlerin de eklenmesiyle eşler birbirlerinden uzaklaşmaya başladıkları bir döneme girmişlerdir. Yaşadıkları sorunlar sebebiyle birbirlerinden uzaklaşmaya başlayan çift için aile ortamında anlayışsızlık; iletişimsizlik; tahammülsüzlük hakim olmaya başlar. Nezaket; anlayış; teşekkür ve takdir tamamen ortadan kalkar. Tüm bu olumlu durumların ortadan kalkması eşlerin “sevilmediğini” hissetmelerine sebep olabilir. Problem için çaba harcamayan bunun yerine küserek; sesini yükselterek ve bazen de şiddetle o çözümsüz hale gelmiş durumu bastırmaya çalışan bir aileye dönüşürler. Şiddet; önce tartışma; sonra ani patlama olarak ortaya çıkar.
İletişimin; diyaloğun yetersiz kaldığı; insanların birbirlerine saygılarının ve güvenlerinin zedelendiği noktalarda şiddet devreye girer. Erkek sözünü geçirmek; kadını baskılamak; eksiklerini örtmek; iktidarını kabul ettirmek için şiddeti kullanmaya başlar.
Şiddet; öğrenilmiş bir davranıştır. Özellikle fiziksel şiddete başvuran kişilerin; kendi ailelerinde bu durumlara tanık olduğu bilinmektedir. Şiddeti problem çözme aracı olarak öğrenmiş biri için; eşinin giyim tarzı; yemeğin lezzeti; evde değiştirilen bir eşya; eve gelen bir misafir; işyerinde yaşadığı bir problem bile şiddet için sebep olabilir (!).
Aile olmayı ve aile kalmayı engelleyen bir durum olarak ifade edebileceğimiz “aile içi şiddet” konusu; aile üyelerinden herhangi birine; eşine; çocuklarına yönelik olarak uygulanan tüm saldırgan davranışlardır. Şiddet tanımı içerisinde yalnızca fiziksel şiddet içeren davranışlar yer almaz; aşağılama; tehdit; ekonomik özgürlüğün kısıtlanması; cinsel zorlanmaların her biri de şiddettir. İnsanların en mahrem alanı ve her türlü sıkıntının ardından sığınabileceği en önemli liman olan güvenli aile ortamı; şiddet nedeniyle güvensiz hissedilen bir yer haline gelmektedir. Aile içi şiddet olayları çoğu zaman gizli kalır. Şiddet gören kişi “kol kırılır yen içinde kalır” gibi bir bakış açısına sığınabilir ya da korkusundan; ne yapacağını bilememekten ve çaresiz olduğuna inanmaktan kaynaklanan gizli kalma durumları olur. Bu durumda çoğunlukla şiddet artarak devam eder.
Şiddet; fiziksel; duygusal; cinsel veya ekonomik olarak yaşanabilir bu durum insanların bedenlerinde ve ruh dünyalarında tamiri zor yaralar açmaktadır. O yüzden geçiştirilmemesi; inkar edilmemesi ve son derece önemsenmesi gereken bir konudur. Aile içi şiddet; büyük oranla kadına ve çocuklara yöneliktir ve şiddeti gerçekleştiren kişi çoğu zaman erkektir.
Şiddete maruz kalan kadınlar;
• Aile içindeki yaşanan olumsuz olayların en aza indirilmesi için belediye bünyesindeki “Aile Eğitim Merkezlerine” başvuruda bulunarak “Aile Danışmanlığı” desteği alabilir;
• Baroya başvurarak hukuki haklarını öğrenebilir;
• Ailede kötü alışkanlıklar var ve şiddet genellikle bu sebeple meydana geliyor ise; bunu engellemek için gerekli kurum ve kuruluşlardan; yardım ve destek alabilirler.