Psikoloji alanına ait pek çok kavram gibi “travma” kavramı da çeşitli durumlar için uygun ya da uygun olmayan şekilde kullanılabilmekte. Açıkçası insanların yaşadığı pek çok üzüntü ve sıkıntı veren olay vardır fakat hepsi travma üretmez. Diğer yandan araştırmalar her iki kişiden birinin travma yaratabilecek olayları ömürlerinde en az bir kez deneyimlediklerini göstermekte. Bu noktada travmaya maruz kalanların verdikleri tepkileri kişisel özellikleri; çevresel kaynakları ve diğer değişkenler etkilemekte.
Ruhsal travma; korkutucu; dehşet hissi yaratan; çaresiz bırakan çoğunlukla olağandışı ve ani olayların sebep olduğu etkilerdir. Doğal felaketler; savaşlar; işkenceler; tecavüzler; kazalar; beklenmedik ölümler; ölümcül hastalığa yakalanmak gibi durumlar travma oluşturabilir. Kişinin fiziksel ve ruhsal sağlığını sekteye uğratan; inançlarına; sevdiklerine yönelmiş bir tehdit travma oluşturabilmektedir. Ayrıca travma; bireyi geçmiş ve geleceğinden bir süre ayırarak zamansızlık hissi yaşatabilmektedir.
Travmaları açıklarken psikolojik kuramların odaklandığı farklı noktalar vardır. Psikodinamik anlayışa göre; travma çocukluk dönemindeki nevrozları; çözümlenmemiş iç çatışmayı tetiklemektedir. Freud’a göre; travmalar savunma stratejilerini ve egonun başa çıkma yeteneğini etkisiz hale getirir. Bunun sonucunda kaçınma; yalnızlık ve çaresizlik hissi gerçekleşmekte. Ego önceki bilgi ve deneyimleriyle karşılaştığı olayları çözmek ister ama travmanın ürettiği yeni olaya uyum sağlamakta zorlanabilir ve kişi stres yaşar. Bilişsel davranışçı kuram; travmanın bilgi işlemeyi engellediğini ve çözüme ulaşılamadığını savunur. Travma karmaşa oluşturur ve bu ani duruma travmadan önceki tecrübeler ile cevap arandığında sonuç alınamayabilir.
Günlük deneyimlerinizden olmayan ve bilişsel şemalarımıza oturmayan olaylardır travmalar. Çoğumuz adil bir dünyada yaşamadığımızı bildiğimiz halde adil çözümler bekleriz. İnsanlar suçları yokken felakete uğrayabilecekleri gerçeğini kabul ederken zorlandıkları için belki de felaketin hak edildiğini düşünebilirler. İşte burada ikincil travma meydana gelebilir. Kişi ya da başkası travma yaşayanı sorumlu tutabilir. Suçlamak yerine çevre desteği ile travmanın etkisi hafifletilebilir. Hem şefkat ve empati görmek hem de çaresizlik ve kontrol kaybı duygularıyla baş etmek için sosyal destek önemlidir. Böylece travma yaşayanın dünyanın tehlikelerle dolu olduğunu düşünmesi önlenebilir.
Travma ile baş etmeyi güçleştiren durumlardan biri olay olmamış gibi davranmaktır. Sorunlarını paylaşan ve yardım isteyenlerin daha çabuk atlattıkları gözlenmiştir. Zamana bırakmak da bir diğer engeldir çünkü zaman travma semptomlarını tamamen iyileştirmez.
İnsanlar travma sonrası sürecin ruhsal rahatsızlık olduğunu bilmiyor olabilir ve semptomları kendi zayıflıkları olarak görebilir. Tedavinin mümkün olduğunu ve kimden destek alacaklarını bilmiyor olabilir. Oysa çözüm mümkündür.
Devamlılık duygunuz için durumunuz hakkında bilgi almalı; küçük görevler üstlenmeli ve durumun “olağandışı olduğunu” unutmamalısınız. Duygularınızı düzenlemek için gelecek süreçler için bilgi alın; üzüntünüzü yaşamak için kendinize süre verin; güçlü görünmek inin kendinizi zorlamayın ve anlaşıldığınız; desteklendiğiniz kişilerle ilişkinizi kesmeyin. Düşüncelerinizi kontrol için davranışlarınızı olağan kabul edin; olumsuzlukları genellemeyin. Bazen engelleyemeyeceğiniz olayların alabileceğini bilin.
Travma ile ilgili anılar sık sık tekrarlıyorsa; olayı unuttuysanız; hiçbir şeye ilgi duymuyorsanız ve bu semptomlar bir aydan fazla devam ediyorsa profesyonel destek alın.
Kaynakça
Bolu A.; Erdem M. ve Öznur T. (2014). Travma Sonrası Stres Bozukluğu. Anatol J Clin Invustig; 8(2):98-104.