Alkol ve madde kullanımı tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de tüm toplumu ilgilendiren en önemli sorunlardandır. Alkol/madde bağımlılığı sadece kişinin gündelik yaşamındaki işlevselliğini kaybetmesine yol açmakla kalmaz; diğer aile üyelerini de ruhsal; sosyal ve ekonomik olarak olumsuz bir biçimde etkiler.
Alkol ve madde kullanılan ailelerde yazılı olmayan birtakım kurallar gelişir. Öncelikle çocuklar ebeveynlerinin neden alkol kullandıklarını onlara soramazlar; tartışamazlar. Böylelikle de çocuklar sessiz kalmaları gerektiğine inanırlar ki bu yaşam boyu sürecek olan bir gizliliğin; sır saklamacılığın ya da kaçınmacı davranışların kökenini oluşturabilir. Yetişkinlik döneminde kendini ifade edememe; sağlıklı iletişim kuramama olarak yansıyabilir.
Çocuklar evde alkol/madde kullanımına bağlı olarak evdeki çatışma ya da gerginlikten kendilerini sorumlu tutabilirler. Bununla birlikte ebeveynlerin anı anına uymayan davranışları; örneğin bir an başını okşarken hemen sonrasında öfkeli ve hiddetli bir bağırış çocukta karmaşa yaratır. Çocuklar ebeveynlerinin ne zaman üzgün; ne zaman gergin; sinirli ya da bilinci açık olduğunu bilememektedir. Bu durum çocuklar için yıpratıcı ve tüketici olabilir; beraberinde kaygı; reddedilmişlik; suçluluk ve utanç gibi duyguların doğmasına yol açar. Bu olumsuz duygular kendisini okul başarısızlığı; akranlarla ilişki kuramama; diğer çocuklara şiddet uygulama ya da sürekli baş ağrısı gibi psikosomatik yakınmalarla gösterebilir.
Özellikle babanın alkol ya da madde bağımlısı olduğu ailelerde hem eşe hem de çocuklara yönelik istismar ve şiddetin yoğun olduğu; çocukların bakımının ihmal edildiği görülmektedir. Çocukların bu tür davranışlardan etkilenip etkilenmeyeceği de yaşlarına; gördükleri şiddetin derecesine; bir yatkınlık olup olmamasına ve anneyle olan ilişkilerine bağlı olarak değişmektedir. Bununla birlikte madde bağımlısı olan ebeveynlerin ebeveynlik kalitesinin alkol bağımlısı olan ebeveynlerinkinden daha düşük olduğu dolayısıyla çocuklarının da daha olumsuz bir biçimde etkilendikleri görülmektedir. Aşırı hareketlilik; dikkat sorunları; aşırı kontrol ihtiyacı; kendini açmama; temel güvensizlik; kaygı; depresyon; akademik başarısızlık; okuldan kaçma; yalan söyleme; hırsızlık yapma; psikosomatik yakınmalar; intihar eğilimi; antisosyal davranışlar bu etkilerden birkaçıdır. Ailede alkol ve madde kullanımının olması; çocuklarda da alkol ve madde kullanımı için risk oluşturabilmektedir.
Değişen dünyayla birlikte kadının toplumdaki yeri ve konumu da değişmekte; geleneksel cinsiyet rolleri zayıflamakta; bununla birlikte erkeklere özgü görünen alanlarda kadınlar da gözükmeye başlamaktadırlar. Türkiye’de daha çok erkeklere özgü bir problem gibi algılansa da; kadınlar da alkol ve madde kullanımına bağlı sorunlar yaşamaktadır. Kadınların çalışma yaşamına daha fazla katılmaya başlaması; kendilerine ait gelirlerinin olması da alkol ve madde kullanımındaki artış için önemli bir faktördür.
Kadınların özellikle hamilelik döneminde alkol ya da madde kullanımı plasentaya ve fetüse zarar verebilmekte; erken ya da ölü doğumlara yol açabilmektedir. Bu dönemde alkol kullanan annelerin çocuklarında düşük zeka ve yüz yapısında anormallikler görülebilmektedir. Hamilelik döneminde ya da sonrasında alkol ya da madde kullanan annelerde anne-bebek/çocuk etkileşiminde sorunlar yaşanmaktadır. Kullandığı maddeyle birlikte depresif özellikler de gösteren anne sürekli ağlayan; beslenme sorunu yaşayan; sinirli; zor mizaçlı bebeğiyle bir araya geldiğinde oluşan örüntü anneyle bebek arasında bir savaş haline dönüşmektedir. Ayrıca alkol ya da madde kullanımı sonucu dikkat ve konsantrasyonu azalmış bir annenin kaza yapma olasılığı yüksektir ki bu da çocuğun yaralanmasına yol açabilir.
Alkol bağımlılığı olan ailelerde; boşanma; çatışmalı ortam; yetersiz sosyal destek; işsizlik; gibi çeşitli ek stresörlerin daha sık oluştuğu bilinmektedir. Alkolik ailelerde evlilik kalitesi; uyumu ve doyumu düşüktür. Eşlerden birinin hatta iki tarafın da alkol kullandığı/ bağımlısı olduğu çiftlerde iletişim kalitesinin çok düşük olduğu göze çarpmaktadır. Eşler çocuklarının ihtiyaç duyduğu temel bakımı da sağlayamamaktadır.
Alkol bağımlıları arasında aile içi şiddet ve boşanma oranlarının yüksek oluşuna ilişkin ülkemizde yapılmış çalışmalar bulunmaktadır. Aynı zamanda bağımlılıkla birlikte; buna bağlı olarak ailevi; kişisel; sosyal ve mesleki sorunlar attıkça; eşlerde saptanan psikiyatrik belirtiler de artmaktadır.
Alkol/Madde kötüye kullanımı bireyde fiziksel; ruhsal ya da sosyal bazı sorunlara neden olmakta ve bireyin aile dinamiklerini olumsuz etkilemektedir. Bireyin ve ailenin birlikte aile merkezli bir yaklaşımla ele alınması; aile sistemi içinde oluşan zarar verici öğeleri tanımlama ve duyguların paylaşımını geliştirmek için aile terapisi; bireysel terapi ve grup terapileri önerilmektedir. Bununla birlikte stres yönetimi; atılganlık; sorun çözme ve iletişim becerileri gibi konularda verilecek eğitimlerin de etkili olacağı söylenebilir.