Dünün çocukları bugünün yetişkinleri olan bizler ; dünden bugüne belli gelişim basamaklarını teker teker çıkıyoruz. Kimi zaman hatalar yapıyoruz ; kimi zaman büyük işler başarıyoruz . Fiziksel ; Emosyonel ve Sosyal olarak sürekli devinim halinde olan bizler ana rahminde başlayan yaşam öykümüze her gün yepyeni yaşantılar ; kazanımlar ekliyoruz .İşte bu noktada Pedagoji nedir ;Pedagoji nasıl ortaya çıkmıştır ; Pedagog ne iş yapar ; neler kazandırır sorusuna açıklık getirmekte fayda olduğunu düşünüyorum.
Pedagoji ; çocukların ruhsal ; bedensel ve sosyal gelişimlerini ana rahminden erişkinliğe kadar geçen sürede inceleyen bir bilim uğraşıdır. Bu uğraş çocuğun hem kalıtsal faktörlerini hem de çevresel faktörlerini harmanlar ve ortaya bir gelişimsel çizelge çıkartır.
Pedagog ise ; bu bilim dalında uzmanlaşmış kişiye denir. Ayrıca gelecekte ; yetişecek sağlıklı nesiller adına bu bilim uğraşının oldukça önemli etkisi olduğunu da söyleyebiliriz. Ortaya çıkışı aslında Antik Yunan’a kadar dayanmakta fakat bugünkü anlamına gelene kadar bir hayli yol kat etmiş olmaktadır ( Baltacıoğlu ;1964) . Özellikle Batı ‘da uzun yıllar boyunca psikolojinin bir alt alanı olarak kabul edilmiş ve 19.yy sonlarına doğru ancak ayrı bir bilim alanı olarak geçerliliğini sağlamıştır. Ülkemizde ise 1980 li yıllarda; üniversitelerde "Pedagoji" bölümleri kaldırıldıktan sonra Eğitim Programları ; Öğretim Bölümü ;Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik Bölümü mezunları pedagog olarak atanmaktadır.
Psikolojide olduğu gibi Pedagoji’de de çocuk gelişimine ilişkin farklı yaklaşımlar ; farklı kuramlar ve yazıp çizilen makale –araştırmalar mevcuttur. Bu alanda adını sıkça duyduğumuz kişilerden biri J. Piaget ‘dir ve özellikle çocuğun genetik epistemolojisine ve bilişsel süreçlerine ilişkin yaptığı çalışmalar ile tanınmaktadır. [Çocuğun dört aşamalı bilişsel gelişimi : duysal dönem (0-2 yaş ) ; motor dönem (2-6 yaş ) ; somut dönem ( 6- 12 yaş ) ; soyut dönem ( 12 yaş ve sonrası ) ] . L. Vygotsky -bir diğer pedagoji bilimine katkı sağlayan araştırmacı- öğrenmenin sosyo-kültürel yönüne yaptığı ekleme ile dönemin diğer araştırmacılarından ayrılmıştır . Vygotsky’e göre çocuğun bilişsel gelişimi çocuğun içinde yaşadığı sosyal ve kültürel ortamdan etkilenir. En önemlisi akranlar ve yetişkinlerin yaptıkları veya çocuğa öğrettikleri çocuğun zihin gelişimini etkiler (Vygotsky Bilişsel Gelişim Kuramı ;1978 ). J.Bowlby ise ; özellikle BAĞLANMA KURAMI ile pedagoji bilimine oldukça katkı sağlamış olup yeni doğan bir bebekte beslenmek; temizlenmek; ısınmak; korunmak; kısaca yaşayabilmek için anneye ya da başka bir bakıcıya muhtaç olduğunu söylemiştir. Emme; sokulma/uzanma; bakış; gülümseme; ağlama gibi bebeğin başlıca bağlanma davranışları sergilediğini ayrıca bebeğin; ana-babasıyla iletişiminde kullandığı ve hayatının ilk dokuz ayında geliştirdiği bağlanma davranışlarının çocuk gelişimi için yadsınamayacak kadar önemi olduğu ve erişkinlikteki ilişkilerini etkilediğini aktarmıştır.
Ayrıca Bowlby ‘nin “Bağlanma Kuramı “ bir yönü ile Çağdaş Psikanalist Melanie Klein tarafından ortaya atılan ve Psikanaliz ekollerinden biri olan “Nesne İlişkileri Kuramı “ na benzetilmektedir. Klein’ın Nesne İlişkileri Kuramı çocuğun özellikle ilk altı aylık yaşamındaki annesi ile arasındaki yoğun duygusal bağı vurgulamaktadır. Bebek ve anne arasındaki ilişkiyi cinsellikten ziyade sosyal ve bilişsel terimlerle izah etmektedir. Yani Libido’nun (insanın yaşama gücünün; davranışlarının temelini oluşturan cinsel içgüdü) hazdan çok nesne arayışı içinde olduğunu dile getirmiştir. S. Freud ‘ un çalışmaları ve kuramları için Rüyaların önemi ne ise Melanie Klein için de oyun tekniği çocuklar için bilinçdışına giden kutsal yol idi. Tahtadan küçük adam ve kadınlar; arabalar; at arabası; trenler; hayvanlar; evler; aynı zamanda kağıt; makas ve kalemler vb oyuncaklarla nasıl oynadığı ya da onlarla oynamayı nasıl kestiği ve oyuncaklara karşı genel tutumu çocuğun kompleksleri hakkında bilgi verdiğini dile getirdi .Günümüzde de oyun terapileri / oyun teknikleri pedagogların çocuk psikolojisini anlamaya yönelik sıkça kullandıkları tekniklerden biridir. Ayrıca Anna Freud ve Winnicott’da tıpkı Melanie Klein gibi çocuk psikolojisi ile ilgilenmiş ve alana katkı sağlamış psikanalistlerdendir. Özellikle Anna Freud psikanalizi çocuk psikiyatrisine uyarlayarak bu alanda yarattığı gelişmelerle adından söz ettirmiştir. Anna Freud ‘un yazdığı “Çocuklukta Normallik ve Patoloji “ psikanalizin toplumca benimsenmesinden; rehberliğinin aile içi ilişkileri etkilemesinden sonra neler olduğunu betimler: “...yetişkinlerin cinsel yaşamının gerçekleri ile çocuğun cinsel yapısının olgunlaşmamışlığı birbiriyle çelişir. Bu olgunluk eksikliği yüzünden; çocuklar en titiz ve ayrıntılı açıklamaları bile kendilerinin genitallik öncesi cinsel varsayımlarının diline çevirmeyi sürdürmektedirler.” (s. 26).
Son olarak eklemek istediğim ; eski çağ filozoflarından olan Heraklitos’un insanın sürekli bir oluş içinde olduğunu ifade eden sözüdür. Heraklitos der ki : “ Aynı nehirde iki kez yıkanılmaz . Evrende her şey değişir; hiçbir şey aynı kalmaz; her şey akar; her şey hareket eder. Bu nedenle aynı nehre bir daha girdiğinizde su da aynı su değildir; siz de eskisi gibi değilsinizdir; siz de değişmişsinizdir. Çünkü her şey akar; değişir. Değişim süreklidir ” . Bebeklikten bugüne insanoğlunun sürekli bir devinimi söz konusudur tıpkı Heraklitos ’un da dediği gibi insan oluştur ve değişimin ta kendisidir. Pedagoglar ise değişim ve devinim halinde olan bebeğin erişkinliğe uzanan basamaklarında ona rehber olmakla görevli kişidir. Çağdaş Psikanalist Winnicott ‘un son olarak eklediği gibi bu bir yoldur ; beraber keşfetmeye ; birlikte bir öykü anlam ; oluşturmaya.