Bazı aileler çocuklarını kendi ideallerindeki gibi yetiştirmek isterler. Eğitim süreçlerinde çocuklarına o kadar fazla emek ve para harcarlar ki (özel dersler; özel okullar; dershaneler; ev ablası/abisi bulmak vb.) beklentileri de o derece büyük olur. Böyle aileler çocuklarından yaşlarının üstünde bir olgunluk ve kapasitelerinin üstünde bir başarı beklerler.
En yüksek notları almalıdırlar ve zayıf oldukları dersler bir an önce düzeltilmelidir. İyi bir lise; sonrasında itibarı olan mesleğe bir adım atmak için iyi bir üniversite ve bölüm kazanılmalıdır. En demokratik; güven verici aileler bile bunları çocuklarından bekler aslında. Bu normaldir. Çok sevdiğimiz çocuklarımızı her zaman en iyi yerlerde görmek isteriz. Burada vurgulanan bu konuda çok fazla baskı uygulayan ve çocuklarına pek fazla seçenek sunmayan ailelerdir. Bu aileler belki bazı alanlarda çocuklarının özgürlüklerini de kısıtlayabilir ve çok kontrolcü davranabilirler. Çocuklar da ailelerini her zaman memnun etmeye çalışırlar. Ama her çocuk ailenin bu beklentisini karşılayamaz. Ailenin bu konuda çocuğuna baskı yapması aslında ondaki iyi meziyetleri de; yani çocuğunun iyi bir insan olma ihtimalini de yok edebilir. Bu konuda duyarlı olmak gerekir. Ailelerinin beklentilerini karşılayamadıklarında çocuklar; aşağılık ve suçluluk duygusu taşırlar. Diğer çocuklara göre daha hassas ve kırılgan olurlar.
Çocuğun kişilik gelişiminde birlikte yaşadığı aile bireylerinin çok etkisi vardır. Çocuklar kendilerini onların gözlerinden değerlendirirler. Ailede çocuğun en fazla ders başarısı üzerinde duruluyorsa; çocuk da ders başarısını kişiyi değerli yapan en önemli unsur olarak görür. “Değerli biri olmak ders notlarının yüksek olması demektir; eğer notlarım yüksek değilse bu demek oluyor ki ben değersiz biriyim.” Bu şekilde düşünerek kendini yetersiz ve değersiz hisseder. Bu da özgüvenlerinin ve benlik saygılarının düşmesine neden olur. Böyle çocuklar ailelerine öfke duyup isyankâr tutumlar sergileyebilirler veya bu öfkelerini bastırıp pasif bir kişilik yapısı geliştirebilirler.
Nasıl bir tutum sergilemeli?
Bu olası sonuçların önüne geçebilmek için ailenin öncelikle çocuğunu iyi tanıması ve yaşının getirdiği özellikleri bilmesi gerekir. Örneğin; ilkokul çağlarında çocukların oyun oynamaya eskisi kadar hevesi kalmaz. Zihinsel gelişimlerinin etkisiyle yeni şeyler öğrenmeye hazır olurlar. Okulda başarılı olmaya; yaptıkları işlerle ilgili beğeni toplamaya ve takdir edilmeye çok önem verirler. Bu aşamalarda çocuğun çabasının övülerek; kendisine değer vermesi sağlanmalıdır. Bu onların ders çalışmasına teşvik açısından önemlidir. Ama ergenlik dönemine gelindiğinde dış görünüş ve beğenilme isteği artar. Çocuklar kimlik arayışına girer. Bu dönemde üniversiteye hazırlanmak zorunda olduklarını bilirler ama ders çalışmaya da eskisi kadar istekli olmazlar. Çocukların bu duygularını anlayıp ona göre davranmak önemlidir. Çocukla ebeveyn arasında karşılıklı güvene dayanan bir ilişki ve iyi bir iletişim şarttır.
Ebeveyn çocuğuna duygu ve düşüncelerini anlatma özgürlüğü tanımalı ve onu olduğu gibi kabul etmelidir. Çocuklarına sorun çözme noktasında sorumluluk bırakmalı ve bu konuda onlara güvenmelidir. İlişkilerde en önemli husus koşulsuz sevgi ve güvendir.
Aileler kendi beklentilerinden çok; çocuğun bu hayattan ne istediğine dikkat etmelidirler. Asıl önemli olanın yüksek ders başarısı değil; hayatta mutlu olabilmek olduğunu bilmeli ve çocuklarını bu şekilde eğitmelidirler.
Çocuklar her zaman ebeveynin beklentilerini karşılamak isterler. Aile teşvik edici unsur olarak sadece ders başarısını merkezde tutarsa; çocuklar başka çok iyi meziyetleri olmalarına rağmen kendilerini eksik hissedebilirler. Ebeveyn çocukların okul başarısı dışında iyi oldukları başka ilgili alanlarını keşfetmelidir; evcil hayvan bakımı; bahçeyle uğraşma; bir müzik aleti çalma; bir spor dalı; vb. Çocuk; okul başarısının hayattaki tek önemli şey olmadığını; kendisinin hayatın başka alanlarında da iyi olabildiğini görmelidir. Çocuğun özgüveni bu sayede artar ve mutlu bir insan olur.