Psikoterapi; biri diğerinden daha kaygılı olan iki insanın birlikte yolculuğudur. Bu yolculuğun kişiyi iyileşmeye götüren tek aracı ise sözlerdir. İlk bakışta sadece konuşarak ruhsal rahatsızlıkları iyileştirme fikri gerçekdışı görünebilmektedir. Oysa psikoterapinin tarihi antik çağa kadar uzanmaktadır. Tarihte ilk psikoterapi seanslarının uygulandığı ilk psikiyatri hastanesi Asklepion Bergama’da bulunmaktadır. Türk İslam Medeniyetinde de akıl hastalarının tedavi edildiği “Bimarhane”ler su sesiyle; müzikle; telkinle hastaların iyileştirildiği merkezler olagelmişti.
Modern anlamda ise psikoterapinin kurucusu Sigmund Freuddur. Freud yaşadığı zamanın tıp dünyasında gerçek bir devrim yaratarak “talking cure” yani “konuşma tedavisi” adını verdiği yöntemle başta histeri olmak üzere birçok ruhsal hastalığı tedavi etmiş ve hastalarının tedavileri sırasında elde ettiği bilgilerle psikanliz kuramını geliştirmiştir.
Freud’dan sonra çok sayıda bilim adamı bu alanda çalışmalar yapmış ve davranışçı terapi; kognitif davranışçı terapi; gestalt terapisi; hümanistik psikoterapi; sistemik aile terapisi gibi birçok psikoterapi türü geliştirilmiştir. Bu makalenin konusu Sigmund Freud ve takipçileri tarafından geliştirilen analitik psikoterapi sürecinin nasıl olduğudur.
Başta da söylediğim gibi psikanalitik psikoterapi biri diğerinden daha kaygılı; daha dertli olan iki insanın birlikte yolculuğudur. Bu yolculukta kişinin güncel sorunundan yani semptomundan yola çıkarak ruhsal çatışmaları; bilinçdışı arzuları; bebeklikten bulunduğu yaşa kadar yaşadığı değişim ve gelişim aşamaları gözden geçirilerek kişinin problemlerine ve kendi ruhsal dünyasına yönelik içgörü kazanması yani kendisini tanıması ve semptomundan uzaklaşması amaçlanır.
Depresyon; kaygı atakları; bayılma ve sinir krizleri; takıntılar; fobiler; şüpheler ve hatta bedensel belirtiler gibi her semptom aslında bilinçdışına itilmiş bir arzu ve/veya çatışmanın habercisidir ve bir dili vardır. Terapi süreci bu dili çözme; anlama ve bu sıkıntılarla yüzleşme sürecidir. Bilgi güçtür. Anlamakta güçlük çektiğimiz bu dilin deşifre edilmesi ve söylediği mesajın anlaşılması/bilinmesi kişiyi güçlendiren temel süreçtir.
Bilincinizin karmaşık mantıksal bağlarla örülmüş dünyasından kendi iç evinize yaptığınız bu yolculukta terapistiniz size öğüt veren; yol gösteren değil eşlik eden ve yansıtan sizin için sizinle birlikte çalışan yoldaşınız olacaktır.
Analitik terapide esas olan ve iyileştirici gücü olan terapistinizle kuracağınız bu güçlü ilişkidir. Seans odasında terapistinizle olanlar; yaşadıklarınız; duygularınız yaşadığınız yaşamı yansıtan bir ayna vazifesi görecek ve terapistinizin güvenli ve profesyonel yoldaşlığında sizin için yeni anlamlar ifade etmeye başlayacaktır. Kendinizle ilgili her keşif bir sonrakine öncülük edecek ve size yeni ufuklar açacaktır. Gerçekleştireceğiniz bu değerli çalışma sadece başvuru şikayetinize yönelik bir tedavi değil yaşam kalitenizi; insan ilişkilerinizi daha iyi hale getirecek kendinize yapacağınız bir yatırımdır.
Peki psikoterapiye ne zaman başvurulmalıdır? Eğer bu makaleyi ilgiyle okuyorsanız bu süreç için ruhsal bir hazırlık içinde olabilirsiniz veya kendinizi keşfetme ve iyileşme arzunuz yeterli olmuş olabilir. “Hayatta bütün aksilikler beni buluyor”; “Bütün ilişkilerimde aynı çıkmazlara saplanıyorum” ; “Her seferinde aynı hataları yapıyorum” ; “Hayatımdaki herkes beni aynı şekilde yaralıyor” ; “Geçmişim ve kötü anılar peşimi bırakmıyor” ; “Onu unutamıyorum”; “Yaşadıklarım taşıyabileceğimden ağır” gibi cümleler size tanıdık geliyorsa; kendinizi ve ilişkilerinizi daha iyi anlamaya veya yönetmeye ihtiyaç duyuyorsanız terapiye başlamak için uygun zamandasınız demektir. Veya depresyon; panik atak; obsesyonlar; gibi psikiyatrik belirtileriniz varsa; kronik bir ruhsal veya bedensel hastalıktan muzdaripseniz; yaşamsal bir krizle karşı karşıyaysanız bir psikoterapist ile bağlantıya geçmekte geç kalmamalısınız demektir.
Diyelim ki psikoterapiye ihtiyacınız olduğuna karar verdiniz ve bir terapiste başvurdunuz; sizi neler bekler? Öncelikle bu terapistle randevulaşır; gününde ve saatinde terapistinizle ofisinde veya çalıştığı kurumda buluşursunuz. Bir veya gerekirse birkaç öngörüşmede karşılıklı olarak birbirinizi tanırsınız. Siz başvuru nedenlerinizi; sizi oraya getiren süreci kısaca anlatırsınız o da size çalışma şeklini; prensiplerini anlatır. Ücret ve genel prensipler; kurallar/çerçeve üzerinde anlaştıktan sonra terapi süreci başlar. Bu başlangıcı belirli sonlanması ise ancak sizin ve terapistinizin uzlaşmanız ile belirlenebilecek bir süreçtir. “Serbest çağrışım” denilen psikanalitik terapiye özel bir yöntemle siz aklınıza gelenleri aklınıza geldiği sırayla anlatırsınız terapistiniz ise sizi özel bir dikkatle dinler ve ağzınızdan çıkacak her şeyi sizin için; lehinizde bir delil olarak kullanır; analiz eder ve yorumlar. Bu süreç boyunca sizin de terapistinizin de daha önce bilmediğiniz bilinçdışının kapıları yavaş yavaş aralanır ve değişim başlar. Taa ki siz bu analiz etme ve kendinizi tanıma yolculuğuna kendi başınıza devam edebilene kadar sürer. Elbette ki kendinizi daha iyi hissetme ve şikayetlerinizin düzelmesi bu sonlanımdan önce gerçekleşecektir.
Özellikle yukarıda bir kısmını saymış olduğum psikiyatrik rahatsızlıkları/semptomları olan kişilerin aklına hemen “Peki ya ilaç tedavisi?” Sorusu gelir. Psikiyatrik rahatsızlıkların bazılarında mesela şizofrenide ilaç tedavisi esastır. Bazılarında ise tedavi seçeneklerinden; oldukça da etkili olan birisidir. Çoğu zaman en ideali ilaç tedavisi ve psikoterapinin aynı anda devam etmesidir. Ancak yine ideal olan ilaç tedavisini bir uzman hekimin psikoterapiyi ise başka bir hekim veya psikoloğun yürütmesidir çünkü her ikinsinin farklı bir çerçevesi vardır ve her iki tedavi de bir uzmanın bütün ilgisini hak edecek kadar önemlidir. Özellikle psikanalitik psikoterapi ilaç yazan hekimin bir yandan da terapi yaparım diyebileceği bir iş değildir. Bazı durumlarda ise sadece ilaç veya sadece terapi tercih edilebilir. Eğer ilk başvurduğunuz uzman bir psikoterapist ise gerekli durumlarda sizi ilaç tedavisi almanız için yönlendirmelidir. İlk tercihiniz psikiyatrist olmuşsa da tam tersi durum söz konusudur.
Eğer bu makaleyi buraya kadar okumuşsanız ve aklınızda hala “evet ama”lar; “ben kendimi bir yabancıya nasıl anlatırım”lar; “ben nasıl olsa umutsuz vakayım”lar varsa bunlar da sizin dirençlerinizdir. Çünkü herm semptom aslında bir uyum sağlama aracıdır. Kişi kendisine acı veren bir duruma bu yolla uyum sağlayabliyordur. Bu yüzden de hemen değişmek istemez; değişime direnir. Psikanlitik tedavide bu dirençlere saygı duyulur ve bunlar terapistinizin yoldaşlığında anlaşılamaya ve aşılmaya çalışılır. Bunu denemeden bilmek ise imkansızdır.