Alkol;madde; internet; seks gibi yemek bağımlılığı da bağımlılığın bir çeşididir.Madde bağımlısının eroin; alkol bağımlısının alkol düşünmesi gibi yemek bağımlısı da sürekli yemeği düşünür; irade göstererek yemeyebileceğini söyler; bahaneler üretir; düzenli ve sağlıklı beslenmeye geçmeyi çeşitli sebeplerle erteler; tarihler koyar vb. Tıpkı diğer bağımlılıklarda olduğu gibi maalesef bağımlı olduğu yiyeceklere her seferinde geri döner çünkü sorun irade değil bağımlılıktır.
Neden iradesizlik değil de bağımlılık?
Scripps Araştırma Enstitüsü Mart 2010’da fareler üzerinde bir yemek bağımlılığına ilişkin bir araştırma yayınladı. Araştırma sonuçlarına göre araştırmacılar istedikleri zaman abur cubura erişebilen farelere abur cubur vermeyi kestiklerinde obez fareler yemek yemeyi reddettiler ve hatta açlıktan ölme raddesine geldiler. Ya da abur cuburlara ulaşabilmek için acı verici şoklara maruz kaldılar. (Bu durum başka araştırmalardaki kokain ya da eroin bağımlısı olan farelerle de benzerlik taşıyordu. ) Farelerin tepkisini gözlemlemek için özel elektrotlar kullanan araştırmacılar yüksek oranda yağ ve şekerin; yine kokain ve eroine benzer şekilde hayvanların beyin kimyasını değiştirdiğini keşfettiler. Kokain bağımlısı farelerin uyuşturucu almayı bıraktıktan sonra beyin kimyalarının normale dönmesi sadece iki gün sürerken yemek bağımlısı farelerin beyin kimyalarının ancak iki hafta sonra normale döndüğünü gördüler. Scripps’in araştırması gösteriyor ki; sağlıksız beslenmeyi artık bir irade sorunu olarak göremeyiz. Farelerin duygusal sorunları ya da yemek ile sevgi arasında kurudukları köklü bağlantılar yok. Beyin kimyaları ne söylerse onu biliyorlar. Bu araştırma yemek bağımlılığı ile madde bağımlılığının aynı sistemlerin ürünü olduğunu ileri sürüyor.
Bağımlılığa sebep olan yediğimiz sağlıksız yiyecek ya da içeceklerin beyin kimyamıza etkileridir. Dopamin ve serotonin salgılamamızı etkileyen yiyecek ve içecekler nasıl bağımlılık yaratıyor görelim: Dopamin:
Dopamin enerji veren; canlandırıcı bir kimyasaldır. Sağlıklı kaynaklardan gelsin ya da gelmesin dopaminin kendimizi ne kadar iyi hissettirdiğini düşündüğümüzde beynimizin sürekli olarak bu hormonla dolup taşmasını istememek elimizde değil. Fakat vücudumuz 24 saat sürecek bir sarhoşluğu kaldıramaz. Her çıkışın er ya da geç bir inişi olması kaçınılmazdır. Ve çok aşırı veya kuvvetli bir heyecan kaçınılamaz olarak büyük bir çöküşe yol açar. İdeal olan dopamin salgısının bizi «ayakta» ve mutlu tutacak ölçülü seviyelerde gerçekleşmesi daha sonra düşüşe yol açacak kadar yoğun ve ani olmamasıdır. Aşırı yağlı yiyecekler tüketmeye başlarsanız beyin kimyanız değişmeye başlar. Beyninizdeki dopamin salgılayan; taşıyan ve dolaşımını sağlayan nöronlar aşırı yüklemeye maruz kalır; ardından da zarar görür. Dopamini başlangıçtaki kadar verimli şekilde taşıyamazlar. Sonuç olarak; aşırı çalışan bu nöronların yarattığı eksikliği telafi etmek için giderek daha fazla miktarda dopamine ihtiyaç duyarsınız. Bir süre sonra; beyin yavaş yavaş ve düzenli olarak kendi dopaminini üretmek yerine; o ciddi şok dalgasını “ bekler” ve ancak bu şokun ardından dopamin üretmeye başlar. Günbegün dışarıdan gelen bu şoka bağımlı hale gelmiştir. Kendi içsel; düzenli ritmini sürdürmek yerine bu yüksek yağ şokuna cevap verir durumdadır.
Peki altı ay boyunca her gün hamburger; pizza gibi yağlı yiyecekler tükettikten sonra aniden marul salatası ve incecik bir dilim tavuk göğsüne geçmeye kalktığınızda ne olur? Tıpkı kokain bağımlıları gibi; uyku düzensizlikleri; hafıza sorunları; konsantrasyon zorluğu ve genel bir rahatsızlık hissi vb. yoksunluk semptomları göstermeye başlarsınız.
Serotonin:
Serotonin; kendimizi sakin; huzurlu; iyimser ve olumlu hissetmenize yardımcı olan “kendini iyi hisset” maddesidir.
2008’de yapılan başka bir araştırma farelerin şekere bağımlı hale gelebildiğini doğruladı. Detoks yapmaya çalışan eroin bağımlıları da canlarının sık sık şeker istediğini söylemesi de şeker ile eroinin uyardığı haz merkezleri arasında güçlü bir bağa işaret ediyor. 2004 yılında yapılan ve beyin taraması metodunun kullanıldığı bir araştırmada sağlıklı insanlarda dondurmanın görüntüsü ve düşüncesi bile uyuşturucu bağımlılarında kokain fotoğrafının uyardığı aynı haz merkezlerini uyarıyordu. Şeker geçici bir süreliğine de olsa serotonini yükseltir. Beyaz veya işlenmiş undan yapılan makarna; kraker; galeta ve beyaz ekmek gibi karbonhidratlı ve şekerli gıdalar da öyle. Yine dopamin yükseltici gıdalarda olduğu gibi aynı süreç işler ve şekerli karbonhidratlı besinlere de bağımlı hale geliriz.
Şekerin beyni uyaran etkileri o kadar bağımlılık yapıcıdır ki; şekerin tadını alma becerisi elinden alınmış fareler bile su ve şekerli su verildiğinde her seferinde şekerli suyu tercih ediyorlar. Hayvanlar üzerinde yapılan araştırmalar enerji alımını radikal şekilde azalttığınızda vücuttaki hücrelerin “açlık modu”na girdiğini ve mümkün olduğu kadar enerji depolamaya çalıştığını gösteriyor. Daha sonra tekrar normal beslenmeye başladığınızda metabolizmanız kontrolden çıkarak aldığınız kalorileri depolamaya çalışır. Zavallı vücudumuz açlıktan öleceğini sanarak bir gram yağdan bile vazgeçmez. (Diyetlerden sonra hızla eski kiloya dönmek bununla açıklanabilir.)
Bağımlılığın iki temel öğesi: tolerans ve yoksunluk Tolerans: Daha Fazlasını İsteme Durumu
Bağımlılık yapan gıdalara tolerans :
•İlk başta onlardan keyif alırısınız
•Bir süre sonra onlara ihtiyaç duyarsınız keyif almaya devam edersiniz ama bu gıdaları tüketmediğinizde kendinizi kötü hissedersiniz
•Sonunda sadece normal hissetmek için bu gıdalara bağımlı hale gelirsiniz. Artık onlardan eskisi gibi keyif bile alamazsınız; ama onlar olmadan kendinizi berbat hissettiğinizi bilirsiniz. Yoksunluk: Bağımlılık yapan maddeyi bırakmanın verdiği eziyet
•Hafıza sorunları
•Konsantrasyon bozukluğu
•Uyku düzeninde değişiklik
•Endişe
•Depresyon
•Yorgunluk
•Başka bağımlılıklara bel bağlama
•Huysuzluk
•Hırçınlık
•Baş ağrısı
Bu bilgiler ışığında yemek bağımlısı olup olmadığınızı düşünüyor olabilirsiniz. Öncelikle patolojik olarak yeme bozukluğuna sahip kişi kesinlikle yeme bağımlısıdır fakat her yemek bağımlısı yeme bozukluğuna sahip değildir. Yani yemek bağımlısı olmanız obezite; anoreksiya; bulimia gibi bir yeme bozukluğunuz olduğunu göstermez. Yemek bağımlısı olup olmadığınızı nasıl anlarsınız?
•Her gün en az bir sağlıksız yiyecek veya içecek tüketiyor musunuz?
•Size; beslenme alışkanlıklarını değiştirmeniz gerektiğini söyleyen kimse oldu mu?
•Bir şeyi yedikten ya da içtikten sonra kendinizi suçlu hissettiğiniz oldu mu?
•Herhangi bir sağlıksız yiyeceği/içeceği uyandıktan sonraki bir saat içinde düşünüyor musunuz?
•Canınız bir şey çektiğinde savunmasız hissediyor musunuz?
•Geçmişte; herhangi bir yiyecek/içeceği daha az tüketmeye çalışıp bunda başarısız oldunuz mu?
•Herhangi bir sağlıksız yiyeceğe/içeceğe kendiniz kötü veya iyi hissettiğinizde ya da aç veya susuz olmamanıza rağmen mi yöneliyorsunuz?
•Zamanınızın çoğunu yemek ve içmeyi düşünerek mi geçiriyorsunuz?
•Toplum içinde yemek yeme ile kendi başınıza yemek yeme biçiminiz farklı mı?
•Kendinize bunu hiçbir zaman yapamamış olsanız da bir yiyecek ya da içeceği isterseniz bırakabileceğinizi söylüyor musunuz?
•Bir yiyecek ya da içeceği tüketeceğiniz anı iple çekiyor musunuz?
•Yemeği sıradan bir şey olarak gören insanları kıskanıyor musunuz?
•Yemek yerken transa benzer bir duruma geçiyor musunuz?
•Bazen yiyeceklerin tadını bile algılayamadan porsiyonunuzu bitirdiğiniz oluyor mu?
Bu sorulardan 3 tanesine bile “Evet” yanıtı veriyorsanız yemek bağımlısınız demektir.
Yemek bağımlılığından nasıl kurtuluruz?
Tıpkı diğer bağımlılık tedavilerinde olduğu gibi bağımlılık yapan yiyecekleri hayatımızdan çıkarırken dopamin ve/veya serotonin seviyemizi dengeleyecek yiyecek ve aktiviteleri hayatımıza yavaş yavaş eklememiz gerekiyor. Bağımlı olduğunuz yiyecek veya içeceklerden kurtulduktan sonrasında belki kendiliğinden kilo vermeye başlayacak ya da size uygun bir diyete daha kolay adapte olacaksınız demektir. Vücudunuz yoksunluk belirtileri de göstermediğinden diyeti sonlandırdığınızda normal kalori alırken kilo artışlarınızı engellemiş olacaksınız.