Kişinin doğrudan ya da tanık olarak yaşadığı; korku; dehşet; çaresizlik yaşamasına neden olan ve yaşamsal bütünlüğüne yönelik bir tehdit olarak algıladığı olay ya da yaşantılara ruhsal travma denir.
Her travmatik olay ruhsal travmatik olay değildir; kişinin korku; dehşet ve çaresizlik hissetmesi o olayı ruhsal travmatik olay haline getirir.
Ruhsal travmatik olayları 3 kategoride ele alabiliriz;
1-kazalar: motorlu araç kazaları; trafik kazaları; uçak kazaları vs..
2-doğal olaylar: deprem; sel; tsunami; fırtına; kayıp (ölüm)
3-insan eliyle (kasıtlı) olan olaylar: savaş; taciz; tecavüz; işkence; darp; cinayet vs..
Bu 3 kategorideki travmalardan insan eliyle yani kasıtlı dediğimiz olayların insanlar üzerindeki travmatik etkileri diğer kategoride olanlardan çok daha fazladır. Çünkü burada kasıtlı bir durum vardır. Doğal yaşam olayları ve kazalar (deprem; sel; kaza gibi) insanların bir nebze olsun daha az travmatize olmalarına sebep olur. Çünkü burada bir kasıtlı eylem yoktur ve insanlar bu olaylarla daha iyi baş edebilirler; atfettikleri anlamlar (kader; inanç gibi) bu olayların travmatik etkilerini azaltırlar.
Bunun yanında travmaları süregen ve anlık travmalar olarak da 2 ye ayırabiliriz. Anlık travmalar olarak kazaları örnek gösterebiliriz. Süregen travmalarda ise kanser; savaş; ensest; işkence gibi olayları örnek gösterebiliriz. Süregen travmaların ruhsal yapıya etkileri anlık travmalardan çok daha fazladır. Sonuç olarak da kişiye tedaviye yaklaşımımız da farklı olur.
Ayrıca; travmaları yaşayış biçimini 3 e ayırabiliriz; birebir yaşama; tanık olma; sevdiğimiz birinin başına geldiğini öğrenme. Travmayı birebir yaşayan kişi; diğerlerine göre daha çok etkilenir çünkü diğerlerinde ikincil travma yaşanmıştır.
Travmatik olay dememiz için o olaya verilen öznel yanıt önemlidir. Örneğin; bir kadının otobüste yaşadığı sözel bir tacizden sonra otobüse binememesi ruhsal travmatik bir olayken; işkenceye maruz kalmış bir kişinin inancı sebebi ile etkilenmediğini gördüğümüzde bunun ruhsal travmatik bir olay olduğunu söyleyemeyiz.
TRAVMAYA YATKINLIK
Yaşadığımız ülke itibari ile ruhsal travmatik olayları çok sık yaşıyoruz. Trafik kazaları; depremler; seller; cinayetler vs gibi birçok olumsuz olaya ya maruz kalıyoruz ya da tanık oluyoruz. Bu olayları yaşayan çok insan olsa da herkesin bu olaylardan eşit derecede etkilenmediğini görüyoruz. Buna neden olan değişkenleri şöyle sıralayabiliriz;
- Genetik yatkınlık: kişinin 1. Derece akrabalarında psikolojik /psikiyatrik tedavi öyküsü varsa kişi o kadar yatkındır.
- Kişilik özellikleri: dışa dönüklük ve deneyime açıklık kişiyi daha güçlü hale getirir. Çünkü dışa dönüklük kişiyi sosyal destek almaya açık hale getirir.
- Baş etme çabaları: kişinin bebeklikten itibaren edindiği varsayımları ve inançları ne kadar işlevselse kişi o kadar az etkilenir. Bunun yanında alkol ve madde kullanımı; duyguları bastırma; ağır psikiyatrik ilaçlar kullanma da kişiyi travmanın etkilerini azaltmada güçsüz kılar.
- Sosyal destek: kişinin arkadaş ya da akraba çevresinde ona destek olan kişilerin olması koruyucu ve olumlu bir faktördür. Sosyal destek ne kadar azsa kişi o kadar korunmasız olur.
- Geçmiş travmatik yaşantılar: kişinin geçmişinde bir ya da birden çok travmatik yaşantısı varsa çoğu zaman kişiyi korunmasız ve dirençsiz hale getirebilir.
- Cinsiyet: yapılan araştırmalarda kadınların erkeklere oranla 2 kat fazla TSSB( travma sonrası stres bozukluğu) geliştirdiğini ortaya koymuştur.
- Travma türü: insan eliyle ve süregen travmalar anlık ve doğal olaylara nazaran kişiyi daha çok travmaya yatkın hale getirir.
- Travmanın şiddeti: travmanın şiddeti arttıkça travmaya yatkınlık artar.
- Kültürek ve etnik farklılıklar: toplumların algılayış ve anlamlandırma şekli kişilerin travmaya olan yatkınlığını etkiler.
- Travmadan sonraki yaşantı: kişi travmadan sonra; bozulan düzenine ne kadar çabuk dönerse o kadar az etkilenir.