DİSİPLİN –AİLEDE DİSİPİLİN-DİSİPLİN SAĞLAMA YOLLARI
Disiplin; çocuk eğitiminin bir parçasıdır. Disiplinin önde gelen ilgi alanı; davranışı etkili bir şekilde ele almaktır. Disiplin bu nedenle çocuğun gelişiminde önemli rol oynar. Dilimizde disiplin sözcüğü için pek çok tanım vardır. Bu tanımların ortak yönü; genelde disiplinin kural veya kaidenin bozulması ile ilişkilendirilmesidir. Dar anlamda disiplin; kişinin yaşadığı toplumdaki kurallara uymasıdır. Konuya böyle bakıldığı zaman disiplini sağlama yöntemleri de daha çok ceza; baskı; korku; kavramlarını içermektedir. Bu yaklaşımda kuralları yeterince kavrayıp davranışlarını buna göre şekillendiremeyen bireyler için dayak; azar; mahrum etme; alay veya tehdit vb.uygulamaları sıkça görülmektedir. Oysa günümüz eğitimcileri disipline daha değişik bir bakış açısı ile bakmaktadırlar (Oktay; 2005: 181).
Disiplin çoğunlukla “cezalandırma” ile eşanlamda değerlendirilir. Her ne kadar kelime anlamıyla “katılık” ve “kuralcılık” gibi kavramları çağrıştırıyorsa da gerçek anlamda disiplin; çocuğun topluma uyumu üzerine yoğunlaşmakta; davranışı yönlendirmeyi amaçlamaktadır (Özen; 2001: 105). Disiplin denilince daha çok sıkı / katı kurallara dayalı düzen anlaşılmakta ve akla ceza gelmektedir. Oysa disiplin; sadece ceza vermekten ibaret bir iş olmayıp; olumsuz davranışların ortaya çıkmasını önlemek için tutarlı ve kararlı davranışlarda bulunmaktır (Erdoğan; 2001).
Disiplin; çocuğun kendi kendisini kontrol etmesi; diğer çocuklara ve çevreye uyumunu sağlayan bir eğitim aracı olarak ele alınınca; cezalandırmanın yerini mantık ve anlayış alır. Dengeli bir disiplin planı; çocuğun kendi kendisini kontrol etmesine dayanır ve bu planda cezalandırmadan çok; çocuğun kendi kendini değerlendirmeye alıştırması önemlidir (Oktay; 1999: 166-168).
Humpreys (1999); disiplini “başkalarına ve kendine karşı bir özen eylemi” olarak tanımlamaktadır. Aynı uzman; disiplinin yalnızca çocuklar ve öğrencilerle ilgili olamadığı ve bunun daha çok yetişkinler açısından bir sorumluluk olduğunu ifade etmektedir. Zira çocuklar pek çok davranışlarının işaretlerini yetişkinlerden alırlar. İyi bir disiplin sisteminin temelini kendini kontrol edebilen yetişkinler oluşturur. Konuya sorumluluklar açısından yaklaşan Özen (2001:105); disiplini “çocuğun; sahip olduğu sorumluluklarıyla yaşantısındaki hareketlerinin doğal ve sosyal sonuçlarını kabul etmesidir” şeklinde tanımlamaktadır. Ve disiplin; çocuğa istenilen davranış ve alışkanlıkları öğretmek; kendi kendini denetleme ya da iç denetim demek olan ahlak gelişimini sağlamaktır. Bu da dıştan gelen zorlamayla olmaz. Önemli olan; içselleşmiş bir sorumluluk duygusunun oluşturulmasıdır.
Dodson (1998); disiplini konuya uyum sağlamak olarak ele alır. Ona göre; “uyum sağlamak eğitimin temelidir. Birçok anne-baba; çocuğuna disiplin kurallarını öğretirken eğitim psikolojisinin bu temel prensibini göz ardı ederek çocukları ile uyum sağlama zahmetine girmeden onlardan isteklerde bulunur ve onların yerine kararlar verirler. Aynı yanlış bazı öğretmenler için de geçerlidir. Okuldaki öğretmen de evdeki öğretmen (anne--baba) de ilişkilerde öncelikle ahenk yaratmalıdır” .
Çocuk eğitimi açısından disiplin Metan’a göre (2004); çocuğun kurallara ve düzene alıştırılması sürecidir. Bu süreçte olumlu davranışların kazandırılması ve kazandırılan bu davranışların kalıcı olması; ebeveynlerin disiplin uygulamalarındaki tutumlarıyla direkt olarak ilgilidir. Farklı uzmanlar disiplini farklı şekilde tanımlasalar da hepsinde ortak olan görüş; disiplinin “kişinin kendi kendisi ile ve çevresi ile uyumlu bir yaşam sürdürmesi” olduğu fikridir. Burada özellikle çocuğa en yakın olan yetişkinlerin tutumları çok önemlidir.
Yetişkinin çocukla ve çevresindekilerle ilgili tutum ve davranışları; ailedeki disiplin anlayışının da temelini oluşturur. Dünyada var olan aile sayısı kadar farklı çocuk yetiştirme tutumundan söz edilebilir. Hiçbir ailede anne-baba ve diğer aile üyelerinin birbirlerine tam uyumlu bir tutum sergiledikleri de pek görülmüş değildir. Ailenin genel dünya görüşü; nasıl bir çocuk yetiştirmek istediklerinin de önemli belirleyicisidir. Bu durumda geleneksel aile yapısının; daha çok itaate dayalı otoriter bir tutumla olaya yaklaşması; modern yapıdaki ailelerde ise aşırı hoşgörü; aşırı koruyucu olmaktan hak ve sorumlulukları dengeli bir şekilde kazandırmayı hedefleyen bir dizi farklı tutuma rastlamak mümkündür. Burada ayrıca anne-babanın kişiliklerinden; yetişmelerinden ve aldıkları eğitimden kaynaklanan farklılıkları da ortaya koyarsak; gerçektende bir ailede sürekli sergilenen tek tip çocuk yetiştirme tutumundan söz etmek oldukça güçtür (Oktay; 2005: 182).
Oktay’a göre (1982); “Aile büyükleri farklı çocuk yetiştirme anlayışına sahipseler; anne-baba veya diğer yetişkinler akıllarına estiği gibi; içlerinden geldiği gibi davranıyorlarsa; davranışlarında belirli bir düzen ve kural yoksa; bu insanların yetiştirdiği çocukta da disiplinden söz etmek anlamsız olur.” (Akt: Oktay; 2005: 182).
Yavuzer’ e göre (2000: 91); disiplinin üç temel amacı vardır. Bunlar;
1. Sevgi ve güven ilişkilerini geliştirmek
2. Benlik değerinin temelini atmak
3. Başkalarını anlayarak ve onların kişiliklerine saygı göstererek model görevini gerçekleştirmek olarak sınırlanabilir.
Bernhard’ a göre (1964); iyi bir disiplinin temelinde esas öğe; anne-babanın tüm davranışlarda aynı ilkelerden söz etmeleridir. Belirli ilkelerde buluşarak hareket etmek; en azından onların farklılıklarından doğan çelişkileri en aza indirebilir. Burada özellikle üç ana ilkeden söz edilebilir;
1. Kararlı olmak
2. Kişisel duygulara göre davranmamak
3. Pekiştirmek
1. Kararlı Olmak: Çocuktan yapılması istenen şeylerin yetişkinin o anda aklına gelen şeyler olmayıp önceden düşünülmüş; planlanmış şeyler olmasıdır. Burada çocuğun gelişim düzeyine göre neleri başarıp neleri başaramayacağının bilinmesi çok önemlidir. Sınırlamaları kabul edebilmesi için çocuğun gelişimi yanında çevreden gelebilecek destek ve engellerin de göz önünde bulundurulması gerekir. Yerine getirilemeyen bir sınırlama; kuralların öğrenilmesini olumsuz yönde etkiler. Burada kesin bir formül vermek mümkün olmamakla birlikte; çocuğun zararsız ve makul olan istekleri için ona fırsat vermek; kendine ve çevresine zarar verebilecek davranışları için sınırlamalar getirmek; uygulanabilir bir ilke olabilir.
2. Kişisel Duygulara Göre Davranmamak: İnsan; karar ve davranışlarında duygularına da yer veren bir varlıktır. Bazı yetişkinler bile insan ilişkilerinin büyük bir bölümünde duygularıyla hareket ederler. Hatta bu; bir kısım insan ilişkilerinde; çok kere mantık ve sağduyudan daha çok öne çıkar. Oysa sağlıklı ve olgun bir yetişkinin duygularından daha çok; mantık ve sağduyu ile hareket etmesi beklenir. Olgun bir yetişkin olmanın temel özelliklerinden biri; duyguları ile düşüncesini destekleyecek bir senteze ulaşabilmektir.
Küçük çocuklar ise zihinsel gelişmeleri gereği henüz duygularını kontrol edemezler. Zaman zaman günlük yaşamın akışı içinde pek çok duygusal tepki sergilerler. Bu tür davranışlar zaman içinde gelişir ve çevresindeki yetişkinlerin mantıklı tepkilerine göre azalırlar. Kısaca; çocuğun duygularını kontrol edebilmeyi öğrenmesi için olgunlaşma gereklidir. Ama yakın çevresindeki yetişkinlerin duygularını kontrol ederek yaptıkları tepkilerde etkilidir. Bu nedenle çocuğa yapılacak sınırlamaların yetişkinin o andaki duygusal durumundan çok(Kızgın; üzgün; sevinçli vb.); çocuğun davranışı ve onun yaratacağı sonuçlar açısından değerlendirilmesi önemlidir.
3.Pekiştirmek: İnsanın yaşam boyu kullandığı davranışların çok büyük bir bölümü öğrenme sonucunda gerçekleşir. Pekiştirme de öğrenme sürecinin en temel öğelerinden biridir. Disipline ilişkin pekiştirmeler uygun davranışları hayat boyu kullanılabilir hale getirmek için gereklidir. Zira davranışların hiçbiri bir defada öğrenilemez. Bu nedenle de kural oluşturacak davranışların her zaman aynı şekilde tekrarlanması önemlidir. Örnek: yetişkin tarafından el yıkama davranışı kazandırmak için uygulanacak yöntem her yemekten sonra ellerini yıkaması için çocuğu teşvik etmek olmalıdır. Pekiştirme davranışının düzensiz oluşu veya geciktirilmesi-ertelenmesi; kuralın öğrenilmesini olumsuz etkiler. Böyle durumlarda çocuk kendisinden beklenenin kendisi için yaşamsal önemi olan; mutlaka yerine getirilmesi gereken bir kural değil; duruma ve yetişkinin o andaki duygularına göre değişen bir olay olduğunu düşünebilir. Pekiştirme; sadece sözlü tekrarlarla davranışın yapılmasını sağlamak değil; ama çocuğun istenen davranışı gerçekleştirmesi yolunda onu desteklemektir. Bu destekleme uygun bir ifade ile hatırlatma şeklinde olabileceği gibi; yetişkinin davranışları ile çocuğa örnek olması ve davranışı birlikte gerçekleştirmek şeklinde de olabilir (Akt: Oktay; 2005: 184-186).
Disiplin uygulamalarında kararlılık; pekiştirme ve kişisel duygulara göre davranmama gibi ölçütlere uyulması gereklidir (Oktay; 1999: 164-166).
Okul Öncesi Eğitim Kurumlarında Disiplin
Okulöncesi kuruma başlaması ile birlikte çocuğun etkisi altında kaldığı kişiler ve davranış örnekleri de çoğalır. Çocuk; okul öncesi eğitim kurumuna başladığı zaman evden üç dört yıl boyunca almış olduğu izlenimleri ve bunların oluşturduğu izlenim ve davranış kalıplarını da birlikte getirir. Okulöncesi kurum; çocuklar için yeni bir oyun alanı olduğu kadar; diğer çocuklar ve yeni yetişkinlerle karşılaştığı yepyeni bir deneyim alanıdır. Evde iyi ve makul bir disiplin anlayışı ile yetiştirilerek okul öncesi kuruma gelen çocuklar; bu yeni ortamın düzenine ve kurallarına uymakta zorluk çekmezler. Özellikle evdeki disiplin anlayışı ile okulda uygulanan kuralların benzer olduğu durumlarda çocuk bu yeni çevresine kolaylıkla uyar (Oktay;1988; Akt: Oktay; 2005: 186).
Bu konuda esas sorunlar; evde kararlı; pekiştirici ve makul bir disiplin uygulaması bulunmayan; kuralların ve bunlara ilişkin ödül ve ceza türü tepkilerin sık sık değiştiği ortamlarda yetişen çocuklarla ilişkili olarak ortaya çıkar. Örneğin; evde kendi kendine giyinme konusunda deneyimi bulunmayan bir çocuk; okula geldiği ilk günlerde birden bire kendi kendine giyinip soyunması istendiğinde zorluk çeker. Benzer bir durum yemek yeme veya anne-babadan ayrı kalma konusunda da görülebilir. Bu durumda aile ile işbirliği içinde çocuğa anlayışla yaklaşmak ve zaman tanımak önemli ölçüde çözüm sağlar. Bazen anne ile çocuğun yapacağı bir telefon konuşması veya ilk günlerde daha kısa bir okul günü sonunda anne tarafından alınması ve okulda kaldığı sürenin günden güne arttırılarak çocuğun desteklenmesi vb. durumlar yararlı olabilir.
Oktay’ a göre (1988); okul öncesi kurumlar; evde temelleri atılan ama pekiştirilmesi konusunda her zaman yeterince başarılı olunamayan alışkanlık ve sosyal davranışları pekiştirmek konusunda olduğu kadar; yeni toplumsal davranışların kazandırılmasında da aileye büyük yardım sağlar (Akt: Oktay; 2005: 186-187). Oktay’ a göre (1988) bu kurumların çocuk için daha pek çok kazançları vardır. Disipline ilişkin olanlarla birlikte kazanılanlar şöyle sıralanabilir;
Çocuk çok kere evde denemek fırsatını bulamadığı yeni davranışları deneme imkanı bulur (Arkadaşlar arası yardımlaşma ve işbirliği; oyuncakları paylaşma; aldığını yerine koyma vb.). Çocuk okula geldiği ilk günden itibaren öğretmenin ve iyi düzenlenmiş çevre koşulları yardımı ile yaşıtları ile birlikte olmanın eğlenceli bir olay olduğunu; ancak bunun tadını çıkarabilme için kendisinin de bazı fedakarlıklar yapmasının gerekli olduğunu kısa zamanda öğrenir (arkadaşları ile oyun oynamak istiyorsa; grup tarafından kendisine verilen görevleri yerine getirmesi gerekir).
Çocuğun kendi kendini kontrol edebilmesi ve okuldaki kurallara uyum sağlaması açısından okul öncesi kurumdaki öğretmenin rolü çok büyüktür. Öğretmen okula geldiği ilk günden itibaren çocuğu yakından gözlemlemeli; aileden aldığı bilgilerle kendi gözlemlerini birleştirerek gerektiğinde ve çocuk istediğinde ona yardıma hazır olmalıdır. Okuldaki kuralların sırası geldikçe açıkça ve çocuğun anlayabileceği bir dille açıklanması; uygun davranışın yerleştirilmesi için gerekli tekrarların yapılması; çocuğun okul öncesi kurumun koruyucu ortamı içinde kendisini hayata hazırlayabilmesine büyük ölçüde yardımcı olabilir.
Çocuklar genellikle; kuralların herkes için geçerli olduğu; sebeplerinin uygun şekilde anlatıldığı bir ortama uymak konusunda pek güçlük çekmezler; hatta böyle bir ortamda kendilerini daha güvencede hissettikleri için uyum konusunda gerçek bir çabada gösterirler; yeter ki kendilerinden istenenler onların başarabileceklerinin çok üstünde olmasın (Akt: Oktay; 2005: 187-188). Çocuklarımızın kendileri ile olduğu kadar toplumla da uyumlu davranış içinde olmaları; kendi kendilerini doğru bir şekilde kontrol edebilmeleri; hak ve sorumluluklarının bilincinde olmaları ve yaşamı yalnızca kendileri için değil ama başka insanlar içinde anlamlı ve değerli kılabilmeleri için biz yetişkinlerin desteği ve davranışları son derece önemlidir. Onların demokrasiyi bir yaşam biçimi olarak benimsemeleri de buna bağlıdır. Kararlı; dengeli; hak ve sorumluluklarının bilincinde; kendi kendisini kontrol edebilen ama istek ve ihtiyaçlarını da ifade edebilen; kendi değerinin farkında ve başka insanlara değer veren insanların oluşturduğu bir toplum için bu bir gerekliliktir (Oktay; 2005: 188).
Güncel Disiplin Yaklaşımları ve Sınıf Yönetiminde Kullanılan Disiplin Modelleri
Çocuk yetiştirmenin ve eğitmenin amacı çocuğun istenmeyen davranışlarını ıslah etmek değildir. Çocuk eğitimi; çocuğa çevresine uyumlu; sorumluluklarını bilen; saygılı davranış yollarını gösterip; bu arada çocuğun kişiliği ve yeteneklerini en iyi şekilde geliştirmesine olanak sağlamaktır.
Özen (2001); disiplini uygulama tarzına göre dış kontrollü disiplin ve iç kontrollü disiplin (özdenetim) olarak ele almıştır. Dış kontrollü disiplin fiziksel disiplin yöntemlerini ve sözel olumsuz disiplin yöntemlerini içermektedir. Özen (2001) göre; çocuğu dövmek (kaba etme; yüzüne; ellerine vurmak; çimdiklemek); bodruma kapamak; cezaya bırakmak gibi kaba kuvvetle verilen cezalar veya yaptırımlar fiziksel disiplin türüne girer. Dayak çok çabuk etkisini gösterip çocuğu korkuttuğu için en kısa yoldan istenilen amaca ulaştığından veya istenmeyen olumsuz davranışın yapılmasına engel olduğundan aile bireyi tarafından sıkça kullanılır. Dayak bir anlık öfkeyle verilen; çoğu kez de amacını aşan bir ceza yöntemidir. Öğretici değeri az; etkisi kısa süren bir yıldırma yöntemidir.
Cüceloğlu’ na göre (2007: 159); ceza gelişigüzel değil; son derece bilinçli bir biçimde kullanılmalıdır. Ceza uygulamasının getirdiği değişik sakıncalar vardır. Ceza; “yaptığını bir daha yapma” mesajını verir; ancak çocuğun neyi yapması gerektiği konusunda bir açıklık getirmez. İstenilen davranışın ne olduğu konusunda hiçbir fikri olmayan çocuk; cezanın getirdiği kargaşalıkta; belki de daha önce yaptığından daha kötü bir davranışa yönelebilir. Cezanın ikinci sakıncası; ortaya çıkardığı yan etkilerinden kaynaklanır: cezalandırılan birey cezalandıranı (öğretmen; ana-baba;vb.) ve cezanın verildiği ortamı (sınıf;ev vb.) sevmemeye başlar. Bu kişilerden ve ortamlardan uzak durmaya çalışır. İyice düşünülmeden gelişigüzel verilmiş ceza bireyin onurunu ve öz benliğini son derece incitici olabilir. Bunun sonucu bireyden tehlikeli karşıt tepkiler gelebilir.
Sözel olumsuz disiplin yöntemleri de; çocuğun davranışları kontrol etmek ve istediğini yaptırabilmek için kızma; bağırma; azarlama; tehdit; beddua; sözle hor görme; sevgiyi esirgeme yöntemleridir. Aşağıda sözel olumsuz disiplin yöntemleri yer almaktadır;
1. Kızıp; Bağırma: Çocuk olumsuz bir davranışta bulunduğu an; aile birey kızarak; bağırarak yapmamasını ikaz eder. Sık sık azarlanan çocuklar bir süre sonra alışkanlık geliştirip bağırmalara artık aldırmazlar ve bağırdığı için aile bireylerini suçlar; ondan uzaklaşır.
2. Tehdit Etme: Olumsuz davranışı yapmaması veya beklenen davranışı yapması için çocuk; gerçekten hoşlanmayacağı; korktuğu bir şeyle tehdit edilir. Korku konusunda çok hassas olan çocuk bunları gerçek sanabilir ve inanır. Ancak büyüdükçe sürekli kullanılan tehditlerin etkisi geçer. Çocuk artık aldırmaz.
3. Sözle Hor Görme: çocuğu aşağılayıcı küçük düşürücü; güvenini sarsıcı; kırıcı sözler sarf ederek; istediğini yaptırma. Çocuğun kendine olan güvenini sarsıcı bir durum yaratır.
4. Beddua Etme: çocuk zamanla bunlara karşı mafiyet geliştirir ve davranışını değiştirmesine pek etkili olmaz.
5. Sevgiyi Esirgeme: Çocuk; beklenilen davranışı göstermediği zaman “Seni artık sevmiyorum” “Git benim çocuğum değilsin; git komşunun çocuğu ol; bizim evde böyle çocuğa yer yok…” Çocuk söylenenlerin gerçek olduğuna inanır ve kendini aile dışına itilmiş hisseder (Özen;2001: 112-113).
Sadece ve sürekli olumsuz tepkilerle büyüyen çocuktan; bir süre sonra isyan eder; cevap verir; söz dinlemez olur daha da önemlisi yaşam heveslerini yitirir. Kendine güvenmez ve küskün olurlar. İç kontrollü disiplin; yani özdenetim; kişinin bazı kuralları benimsemesi ve dış uyarılara gerek kalmadan bu kurallara kendi kendine uyması ve uygulamasıdır. Çocuklarda da varmak istenilen amaç; kuralları benimsemeleri; ne yapıp yapılmaması gerektiğini bilip kendi kendilerine yapmaları sürekli uyarı ve ikaza gerek kalmadan görevlerini yerine getirmeleri (Örneğin; diş fırçalama; banyo yapma; dersini zamanında yapma; gece belirli bir saatte yatma; eşyasını toplama gibi) (Özen; 2001: 113).
Özdenetimde ilk temel ilke; kural ve beklenti açıklamak; ikinci temel ilke ise desteklemektir. Yani sürekli çocuğun olumsuz davranışlarına olumsuz tepki göstermek yerine olumlu davranışlarını da takdir edip pekiştirmek; hiç değilse; bu yoldaki çabalarını övmek ve desteklemektir.
Sonuç olarak; aşırı bir dış kontrolle bütün davranışları başkaları tarafından kontrol edilip düzenlenen çocuklar; hiçbir iç kontrol( özdenetim) geliştirme olanağı bulamadıklarından; ev dışı yaşamlarında; yani anne baba kontrolü yokluğunda kendilerini kontrol etmekten acizdirler. Bu çocukların; ileriki yaşamlarında ya sorumsuz; kontrolsüz aşırı davranışlarda bulunan kişilikler veya başka birinin kontrolü altına kolaylıkla girebilen pasif; tepki göstermesini bilmeyen; her şeyi kabullenici kişilikler geliştirmesi muhtemeldir (Özen; 2001).Sadece ve sürekli olumsuz tepkilerle büyüyen çocuktan; bir süre sonra isyan eder; cevap verir; söz dinlemez olur daha da önemlisi yaşam heveslerini yitirir. Kendine güvenmez ve küskün olurlar.
İç kontrollü disiplin; yani özdenetim; kişinin bazı kuralları benimsemesi ve dış uyarılara gerek kalmadan bu kurallara kendi kendine uyması ve uygulamasıdır. Çocuklarda da varmak istenilen amaç; kuralları benimsemeleri; ne yapıp yapılmaması gerektiğini bilip kendi kendilerine yapmaları sürekli uyarı ve ikaza gerek kalmadan görevlerini yerine getirmeleri (Örneğin; diş fırçalama; banyo yapma; dersini zamanında yapma; gece belirli bir saatte yatma; eşyasını toplama gibi) (Özen; 2001: 113).
Özdenetimde ilk temel ilke; kural ve beklenti açıklamak; ikinci temel ilke ise desteklemektir. Yani sürekli çocuğun olumsuz davranışlarına olumsuz tepki göstermek yerine olumlu davranışlarını da takdir edip pekiştirmek; hiç değilse; bu yoldaki çabalarını övmek ve desteklemektir.
Sonuç olarak; aşırı bir dış kontrolle bütün davranışları başkaları tarafından kontrol edilip düzenlenen çocuklar; hiçbir iç kontrol( özdenetim) geliştirme olanağı bulamadıklarından; ev dışı yaşamlarında; yani anne baba kontrolü yokluğunda kendilerini kontrol etmekten acizdirler. Bu çocukların; ileriki yaşamlarında ya sorumsuz; kontrolsüz aşırı davranışlarda bulunan kişilikler veya başka birinin kontrolü altına kolaylıkla girebilen pasif; tepki göstermesini bilmeyen; her şeyi kabullenici kişilikler geliştirmesi muhtemeldir (Özen; 2001).
Aşağıda sınıf yönetiminde kullanılan disiplin modellerine yer verilmiştir.
Davranış Değiştirme Modeli / Davranışçılık Teorisi (B. F. Skinner)
Davranışçılık teorisinin temsilcisi; Burrhus Frederic Skinner’ dir. Tosun’a göre (2002); davranışçı teorinin yaklaşımları;
1. Gözlenebilen davranış; objektif kavramlarla tanımlanabilir.
2. Davranış öğrenilir.
3. Etki yasası vardır. Ödüllendirilen davranış tekrarlanır; ödüllendirilmeyen ise ortadan kalkar.
4. Beklenmedik olaylar değiştirilebilir.
Edwards’ a göre (1997: 49) davranışçı disiplin modelinde kullanılan bazı strateji ilişkileri şunlardır:
Pekiştireç: Pekiştirmede; pekiştireç olarak ifade edilen uyaranlar kullanılmaktadır. Bunlar iki tip olup; olumlu ve olumsuzdur. Olumsuzluk öğretmenin istemediği bir davranışı durdurmak için kullanılır. Olumlu ise istenen davranışa yönelik olarak kullanılır.
Söndürme: Söndürme istenmeyen davranışa karşılık istenen davranışın aynı anda özendirildiğinde etkilidir. Öğretmen uygunsuz davranış gösteren öğrencinin bu davranışını görmezlikten gelirken; dikkatini iyi davranış gösteren öğrenciye yöneltir. Bu arada olumsuz davranış gösteren öğrenciler bu davranışlarının değiştirmesi gerektiğine yönelik bir ileti gönderilmiş olur. Öğretmen söndürmeyi özendirme ile birleştirdiğinde sınıf disiplininde önemli gelişmeleri bekleyebilir. İyi davranışlar artarken; uygun olmayan davranışlar ortadan kalkacaktır.
Öğrenciyi belli bir fiziksel mekanda tutma (Time Out): Sınıfı rahatsız eden bir çocuğun; bu davranışını bırakması için sınıfın bir köşesinde ayakta bekletilmesi buna örnek olarak verilebilir.
Cezalandırma: Bazen öğretmenler; kötü davranışı sorgulamaktan ve iyi davranışı özendirmekten çok; kötü davranışı cezalandırmayı tercih etmektedir. Bununla birlikte öğrenciler cezalandırmaktan çok; öğretmen eylemlerini özendirici bulabilir. Davranışçılar; cezalandırmayı gerekli görmektedir (Akt: Celep; 2002).
Davranışçılar disiplinin temel amacının yönetsel olduğunu belirtirler. Düzeni kurmada ve korumada kullanılan yönetsel işlev; öğrencilerin öğrenmede başarılı olmalarını sağlayabilir. Teori; düzeni korumak için kullanılabilir; ama daha çok düzeni sağlamak için kullanılır. Bu da teorinin amacını önleyici olmaktan çok müdahale edici yapar (Tosun; 2002).
Bu modeldeki öğretmenlerin rolü açısından; Tosun’a göre (2002) öğretmenler; öğrencileri yanlış yaparken değil; iyi eylemler yaparken yakalayıp ödüllendirmeye daha çok zaman ve enerji harcamalıdırlar. Öğretmenler öğrencilerin davranışlarını değiştirmek için dört tip pekiştireç kullanırlar. Bunlar; sosyal; sembolik; faaliyet ve somut pekiştireçlerdir.Celep ise (2002; :182) davranışçıların kullandığı 5 tip pekiştirece yer vermiştir;
1. Koşullandırılmış Pekiştireçler: Öğrenciye verilecek bir ödülün bir koşula bağlanmasıdır. Örneğin; “Ödevini bitirirsen teneffüse çıkabilirsin.”
2. Yenebilir Pekiştireçler: Şeker gibi yenilecek şeyler okul öncesinde kullanılabilir. Özellikle bu tür pekiştireç okul öncesi ve ilköğretim döneminde kullanılmaktadır.
3. Araç-Gereç Pekiştireçleri: Oyunlar; kalem; oyuncak gibi nesneler geniş kullanım alanı bulmaktadır. Maddelerin çeşidi öğrencilerin ilgileri ve yaş düzeyinin değişimine göre kullanılmalıdır.
4. Etkinlik Pekiştireçler: Öğretmenler; bazen öğrencilere araç-gereç ve yiyecek gibi özendiriciler kullanmak istemeyebilirler. Bunun yerine; özendirme niteliği taşıyan etkinliklere yer verilmelidir.
5. Genel Pekiştireçler: Bunlara örnek olarak para gösterilebilir. Ancak; burada gerçek para yerine; parayı sembolize eden nesneler kullanılabilir.
Skinner’ a göre (1948) insanoğlu; davranışlarına kılavuzluk edecek içsel isteklere sahip olmadığından amaçlara doğrudan yönelmez; bunu ancak çevresinin kontrolü ile yapar. Bu yüzden uygun davranışı gösterme konusunda öğretmenler çocukların içinde bulundukları ortamı yönetmek ve düzenlemek zorundadır. Yetişkinler istenilen davranışı özendirmede yetersiz kalırlarsa çevredeki çeşitli ödüllendirme etmenleri çocukların istenmeyen davranışlar göstermelerine etki edebilir. Davranışçılar; davranış özendirme veya cezalandırmayı önermektedirler. Özendirme; belirli bir davranışın sıklığını ve gücünü artırmakta; cezalandırma azaltmaktadır (Akt. Edwards; 2004: 46-47).
Davranışçı yaklaşıma göre öğrenciyi istenilen davranışı yapmaya yöneltmede uygulama tekniklerinden bazıları şunlardır.
1. Aralıklı ve Oranlı Pekiştireç Verme: Davranışçılar genelde 4 aralıklı pekiştireci kullanırlar; sabit aralıklı; değişken aralıklı; sabit oranlı; değişken oranlı. Her bir pekiştireçte amaç; istenen davranışı ödüllendirme ve istenen davranış gösterildikçe pekiştireçlerin azaltılmasıdır.
2. Temel Davranışı Parçalara Ayırma: Davranışçılar tarafından kullanılan; yeni bir davranışı öğretmede etkili bir diğer teknik de “parçalara ayırma” olarak adlandırılır. Davranışçı parçalara ayırmada temel davranış; küçük ve basit
parçalara ayrılır. Her bir parça için ayrı pekiştirme tarifesi kullanılır ve bu şekilde temel davranış kazandırılır. Bu yöntem; öğretmenlerin davranışın parçalarına öncelik vermesini temel davranışa ulaşana kadar onlar üzerinde girişimde bulunmayı gerektirir.
3. Öğrenciyi Sınıftan İzole Etme: Öğrenciler her zaman öğretmenlerin umdukları tepkilerde bulunmazlar ve bazen çeşitli nedenlerden dolayı sınıfın pekiştirici ikliminden fiziksel olarak alınıp davranışçılar tarafından izole edilmiş bir fiziksel alan “time out area” olarak adlandırılan pekiştirici olmayan bir çevreye yerleştirirler. İzole edilmiş fiziksel alan; öğrencileri pekiştirici uyaranlardan izole etmek için kullanılır.
4. Öğrenciye; Doygunluk Verene Kadar Gösterdiği İstenmeyen Davranışı Yaptırma: İzolasyonun karşıtı durum doygunluktur. Doygunluk; normal pekiştirme tarifelerinin uygulanmadığı; özellikle çok zor davranışları ortadan kaldırmak için kullanılır. Doygunluk; öğrencilerin istenmeyen davranıştan vazgeçme ya da davranış sönene kadar tekrar etmeyi gerektirir. Örneğin; öğrenciler çiğneyebilecekleri kadar sakız çiğnemeye zorlanır ve istenmeyen bir davranış sona erer.
5. Model Alma: Axelrod (1977)’ e göre davranışçıların diğer bir önemli tekniği de model alma ya da taklit etmedir. Model alma belli davranışların öğretilmesinde ve öğrencilerin zarar verici davranışlarını uygun davranışlara çevirmelerinde yararlı bir tekniktir.
6. Olumlu/ Olumsuz İfade Kullanma: davranışçı yaklaşım içerisinde dil; önemli bir pekiştireç ve davranış değiştirme planlarının öğrencilere iletme aracıdır. Davranışçılar; öğrenciler uygunsuz davrandıklarında onları kabul edilebilir davranışlara yöneltme amacıyla olumlu bir pekiştireç olarak “dili” kullanmayı önerirler. Öğretmenler olumlu dil kullandıklarında; öğretmenlerin kabul edilebilir toplumsal davranış bilgilerini geliştirmektedirler. Eleştirel veya aşağılayıcı dil kullanma öğrencileri cezalandırmakta ve bütün ceza çeşitlerinde olduğu gibi öğrencilerin kabul edilebilir davranışları anlamaları konusunda hiçbir işe yaramamaktadır.
7. Öğrenci ile Anlaşma Yapma: Öğretmenin öğrenciler ile sınıfta gösterilecek davranışlar konusunda bir anlaşma yapmasıdır. İki taraf da sergilenmesi gereken uygun davranışın veya ödevin ve verilecek pekiştirecin miktarını belirlemelidir. Anlaşmalar; gelişim ve öğrenme düzeylerindeki farklılıklardan dolayı gruptan
çok; bireysel olmalıdır. Özellikle başlangıçta ödüller sık ve anında verilmelidir. Anlaşmadaki ödevler belli bir zaman içinde başarılabilir olmalı ve ödüller ardındaki davranıştaki değişimin önemliliğine göre ayarlanmalıdır (Akt: Celep; 2002).
Kohn’ a göre (1993) ödülün; çocuğun okul çalışmasının nicelik ve niteliğini artıracağı ve disiplin sorunlarını azaltacağı varsayılmaktadır. Ancak bu yaklaşım bazı sorunları doğurmaktadır. Çocukların ödül olmaksızın bir çalışma göstermesi söz konusu olmamaktadır. Dışsal ödül içsel ödülün yerini almaktadır (Akt: Celep; 2002: 182).
B.F. Skinner Modelinin Güçlü Yönleri
Edwards’ a göre (1997: 49) bu modelin üstün yönleri şunlardır;
Kullanımı çok basittir.
Sonuçları hemen alınmaktadır.
Sınıfta davranışı kontrol altında tutmanın ön planda tutulması; çoğu öğretmenin isteğine uygun düşmektedir.
Öğrenciler; ödül elde ettiklerinde kendilerini başarılı hissederler.
Standart davranışlar bütün öğrenciler için tekdir; süreklidir ve açıktır.
Yaş dikkate alınmadan bütün öğrenciler için kullanılabilir.
İşlemler sürekli olarak çalışmak için; çok araştırılmıştır ve bulunmuştur (Akt: Celep; 2002: 181).
B.F. Skinner Modelinin Zayıf Yönleri
Modelin kullanılması ile elde edilen sonuçlar genellikle uzun sürede kalıcı değildir.
Ödüllere sınırlandırılma getirildiğinde; öğrenciler istenilen başarıyı göstermeyebilirler.
Öğrenciler kendi davranışlarını nasıl yöneteceğini öğrenmeyebilirler.
Bazı öğretmenler için bu yaklaşım; oldukça rüşvetçi bir duruma dönüşebilir.
Ev; okul ve toplumdan kaynaklanan sorunları anlamaya önem verilmez.
Sınıf denetimine öncelik vermek; demokratik toplumlarda ahlaki olmayabilir.
Öğrenciler duyguları açığa vurma; çözümler üzerinde karar verme; yeteneklerini geliştirme fırsatını elde edemez.
Ödüller; içsel güdülenmeyi etkisiz kılabilir.
Ödüller çocuğun okulda yaptığı işin kalitesini azaltılabilir (Celep; 2002: 181).
Güvengen (Atılgan) Disiplin Modeli (Lee Canter)
Diğer bir davranışçı yaklaşım olan atılgan disiplin modelinin temsilcileri; Lee ve Marlene Canter ile Fredric H. Jones’ tir (Tosun; 2002: 128). “Etkin Disiplin” olarak da bilinen model Canter ve Canter (1976) tarafından geliştirilmiştir. Öğretmenlerin sınıf yönetiminde etkin olması gerektiğini savunmaktadır. Model; öğretmenin öğrenciler üzerinde açık ve sağlam otorite kurmasının gerekli olduğunu savunmaktadır (Çelik; 2005). Canterler; insanların karmaşa durumunda edilgen; düşmanca ve güvengen davranış gösterdiklerini belirtmektedirler.
Canter Modelinin dayandığı varsayımlar şunlardır (Celep 2002: 175; Çelik; 2005):
1. Öğrenciler kurala uymaya zorlanmalı;
2. Öğrencilerden; uygun sınıf kurallarını belirleme ve izleme davranışı beklenmemeli;
3. Cezalandırma; öğrencilerin kötü davranıştan kaçınmalarını; iyi sınıf davranışı üstlenmelerini sağlamalı;
4. İyi davranış; olumlu özendirmelerle kuvvetlendirilmeli;
5. İyi bir sınıf yönetimi için aileler ve yöneticiler kuralları yerleştirmeye yardımcı olmalıdır.
Bu modelde disiplinin amacı; düzeni sağlamanın yalnızca yönetsel işlevini yerine getirmektir. Bu; etkin bir öğrenme çevresini korumak; otoriteye itaati öğretmekle olasıdır; anlamına gelir. Düzenin hedefi; psikolojik güvenlik sağlamak; çocukları daha sonra pişman olacakları davranışlardan korumak ve bireylerin; olumlu beceriler oluşturmalarına izin vermektir (Tosun; 2002: 128-129). Canter modelinin amacı; öğretmenlere sınıf içinde görev almayı ve öğrencilere karşı sakin fakat güçlü olmayı öğretmektedir. Bu model; bütün öğrencilere benzer bir biçimde davranma; aynı ölçütleri uygulama ve bütün öğrencilerden aynı başarıları bekleme düşüncesine dayanmaktadır (Çelik; 2005).Öğretmeni