“Ya canını ya malını” dermiş eski zaman eşkıyaları; soyguna başlarken. “Mal canın yongasıdır” der atalarımız atasözünde. Peki; sağlıklı ve aklı başında olan; memleketimizin insanı ne düşünür? Ne yapar?
Taşrada veteriner hekim; tabipten kıymetlidir. Çünkü köy yerinde bir aile reisi için sıralama genellikle şu şekildedir: evin en kıymetlisi geçim kaynağı olan mallardır (inek; koyun; kuzu…); daha sonra alet edevattır; sonra çocuklardır (öncelik erkek çocuktur; kız çocukları için kendini çok kasmaya gerek yoktur); karısıdır (hizmet etmekten geri kalmamalıdır); en son kendisidir. Sağlık ocağına hastalanan aile üyelerinin getirilme önceliği bu minvaldedir. Mümkün ise insan sağlığı için para harcanmamalıdır; traktörün tamiri daha elzemdir ve önceliklidir.
Taşradan şehre geldikçe sıralama kısmen değişse de bakış açısı değişmez: sağlık için ayrılan bütçe ve zaman israftır. Tüm akıl; iş için kullanılır: iş büyütülmeli; para istiflenmelidir. Artan vakit olursa (ki çoğu zaman büyükşehirlerde olmaz) aileye kısmen harcanır; kişinin kendisine ayırdığı özel bir zaman; bütçe; proje… olmaz. Araba bakıma/tamire götürülürken paradan sakınılmaz; ancak var olan zihniyette “can taşıyor; insan hayatı için önemli” düşüncesinden çok “düzenli bakımının yapılmış olması satarken arabaya prim yaptırır; daha çok para eder” düşüncesi ön plandadır. Alınan tedbirler malı korumaya yöneliktir; can için alınacak tedbirler israftır; para kaybıdır.
İşte bu nedenle canım memleketimde; “koruyucu sağlık hizmetleri” kavramı işlerlik kazanmaz. Hastalıklar son dönemlerinde; hasta ileri vaka olduktan sonra tespit edilir. Erken teşhis ve tedavi şansı genelde olmaz. Kanser vakalarında; son dönemde teşhis konmasının sonucu olarak tedavide el-kol bağlı kalır. Depresyon vakasında; hasta intihar ederek vefat eder; geride kalanların içi yanar.
Hekimler; hastalıkların erken teşhisi için yapılması gerekenleri her daim söylerler de dikkate alınırlar mı? Ülkemizde meme kanserine yönelik tedbir amaçlı 20-40 yaş aralığında 2-3 yılda bir; 40 yaş üzerinde her yıl meme muayenesini doktora yaptıran kaç kadınımız vardır? Ya da prostat kanserinin erken teşhisi için 50 yaşında ve sonrasında; kaç erkek prostat muayenesi için doktora başvurmuştur? 40 yaşından sonra kaç vatandaşımız kardiyolojik yönden check up yaptırmıştır? Sorunlarının çözümü için psikoterapötik destek almak yerine; “kendim hallederim” diyerek zamanla depresif süreçler yaşayan (hastalandıktan sonra ok yaydan çıkar ve uzun süreli tedavi süreçleri başlar; maddi-manevi külfet artar) vatandaşlarımızın sıklığı nedir? Örnekleri çoğaltmak mümkündür. Sizce “sağlığımız ne kadar değerli?”.