Metabolik sendromda beslenme alışkanlıkları ve tıbbi beslenme tedavisi:
Metabolik sendrom dünyada olduğu gibi ülkemizde de giderek daha fazla insanı etkileyen önemli bir morbidite sebebidir. Dünyadaki sıklığı %25- 35 arasında değişirken METSAR araştırmasına göre ülkemizde görülme sıklığı % 35 lerdedir. Bu çalışmanın daha çarpıcı sonucu ise kadınlarda metabolik sendrom görülme sıklığı erkeklerinkinden daha fazladır METSAR araştırmasına göre Türkiye de erkeklerde metabolik sendrom görülme sıklığı % 28.8 iken kadınlarda %41. 1 dir.
Metabolik sendromun dört temel öğesi vardır abdominal obezite kan basıncı ve lipitlerdeki anormallikler ( artmış trgliserit ve LDL düzeyleri azalmış HDL ) insülin direnci.2005 yılındaki IDF kriterlerine göre abdominal obezite metabolik sendrom tanısı için ilk basamağı oluşturmaktadır. Artmış bel çevresi ölçümüne kan basıncının 130- 85 mmHg yüksek olması açlık plazma glikozunun 100 mg/ dl den fazla olması trigliserit değerinin 150 nin üstünde HDL seviyesinin erkekler için 40 mg/ dl nin kadınlar için 50 mg/ dl nin altında olması kriterlerinden iki tanesinin eşlik etmesi halinde metabolik sendrom tanısı konulabilmektedir.
IDF( Dünya Diyabet Federasyonu )belirlediği son tanı kriterlerinden olmazsa olmazı abdominal obezitenin varlığını belirleyen bel çevresi ölçümüdür.Bu kriterlere göre kadınlarda bel çevresi ölçüsünün 80 santimetrenin altında erkeklerde ise 94 santimetrenin altında olması metabolik sendrom riskinin azalmasını sağlamaktadır. Bel çevresi ölçüsü ırklara toplumlara göre değişkenlik gösterebilmektedir. Türkiye için bu konuda yapılmış bir araştırma olmadığından Avrupa kriterleri kabul edilmektedir. Boy faktörü göze alındığında pratikteki uygulamalar için boyun yarısını aşmayan bel çevresi ölçümü bel çevresi risk faktörünü hesaplamak için kullanılabilir düşüncesindeyim.
Metabolik sendrom tedavisinden en etkili yollardan biri tıbbi beslenme tedavisine bağlı olarak yaşam tarzı değişikliğidir. Ancak alışkanlık değiştirmek bireyler için kolay bir uygulama değildir. O yüzden bu yazıda beslenme alışkanlıklarıyla beraber bunları değiştirmek için yapılacak bazı basamaklardan bahsetmeye çalışacağım.
Artmış bel çevresi ölçümü obezite varlığını belirttiğinden kilo verimi ve verilen kilonun korunması gerekmektedir. Ağirlığın % 10 unu 6 ayda kaybetmek küçük beslenme alışkanlıklarının değiştirilmesiyle yaratılabilir. Ara öğün alışkanlığı kolay yaratabilen ve çeşitlilik sağlandığında hastalarca kolay uygulanabilen bir davranış değişikliğidir. Ara öğün alışkanlığı insülin direncinin önüne geçilmesi ve kilo kaybı için etkin bir alışkanlıktır. Hastanın bireysel alımı ve zevkleri değerlendirilerek glisemik indeksi düşük bulunması ve/ veya taşınması kolay yiyecekler tercihleri bireylere sunulabilir.Taze kuru meyve yanında yağsız süt- yoğurt peynir ve tam tahıl ekmekleriyle hazırlanmış tost veya sandviç tercihleri bulunması ve taşınması kolay olduğu için kepekli grisini veya bisküviler bunların yanına öğünü zevkli hale getirmek için ayran veya kefir tercihleri sunularak beslenme alışkanlığına ara öğün düzeninin getirilmesi sağlanabilir.
Ağırlık kaybının sağlanabilmesi için enerji dengesinin negatif bir dengeye oturtulması gerekir bu yüzden ana öğünlerde bireyin tüketim alışkanlıklarının öyküsünün iyi alınarak öğünlerde enerjiyi yükselten besinlerin neler olduğu ve bunların porsiyonlanmasının nasıl yapılacağı örneklerle miktarlarla belirtilerek sebepleri açıklanarak anlatılması besin seçiminin yapılması sırasında bireyi bilinçlendirir.Yağın yüksek enerji değerinden ve trigliserit üzerindeki etkilerinden bahsedilerek yağ seçiminde sıvı yağlara geçilmesi ve sıvı yağda olsa gereklilik kadar kullanılması gerektiği beslenme eğitimi sırasında hastaya mutlaka anlatılmalıdır.Tat konusunda sıkıntı çeken bireylere trans yağ içermeyen yarı katı yağların miktarı belirtilerek sıvı yağlarla karıştırılarak ortalama bir tat-denge sağlanarak alışkanlık değiştirmesine yardımcı olunabilir.
Ağırlık kaybını sağlayabilmek HDL kolesterolünü yükseltebilmek için egzersiz alışkanlığı gerekmektedir. Egzersiz alışkanlığını sağlayabilmek küçük kısa yürüyüşler tavsiye edilebilir.Yürümek veya egzersiz yapmakta zorlanan bireylere adım sayar tavsiyesiyle gündelik adım sayılarını takip etmeleri bunu zamanla artırarak günlük adım sayılarının onbin adıma çıkarılması uzun ancak efektif bir yöntemdir.Adım sayısı takibi bireyin gün içine yerleştirebileceği ve uzun dönemde yapıldığı için alışkanlığın sürdürülebilmesi açısından da başarılı olmaktadır.
Kan basıncının düşürülmesi için ağırlık kaybetmek ve dikkatli sınırlı sodyum tüketimi gerekmektedir. Tuzsuz diyetler genelde bireyleri zorlar. Tuz alternatifi olarak salatada tuz içermeyen yağı düşük soslar tavsiye edilebilir.1 tatlı kaşığı zeytinyağına 1 tatlı kaşığı kadar su limon ve sirke içeren soslar sayesinde salatadan gelecek sodyum miktarını düşürebilir. Yemeklere konulacak tuzlar konusunda bireyler beslenme tedavisi sırasında mutlaka bilgilendirilmeli tuzu azaltmak için baharatlar ve yeşil yapraklı ( nane- kekik-dereotu ) gibi yiyeceklerle yemeğin tadını dengeleyebilme yolları kullanılabilir.Kan basıncının kontrolü için sıvı özelliklede su tüketiminin önemi beslenme tedavisi sırasında anlatılmalı su içmeyi sağlamak kolaylaştırmak için hastayla beraber stratejiler geliştirilmelidir.Bitki çayları tavsiye edilebileceği gibi suyun tüketimini kolaylaştırmak için suyun içine bir dilim limon kabuğu koymak veya bir miktar limon suyu ilave etmek susuzluk hissinin çay kahveyle yatıştırılması yerine su içimine bireyi teşvik etmek bu alışkanlığı sağlamada yardımcı olabilir.
Trigliserit ve hdl kolesterolünün beklenen sınırlara düşmesi için katı yağların yerine sıvı yağ hayvansal gıdalardan gelen katı yağ alımını azaltmak içinde yağsız veya yağı azaltılmış süt ürünleri tüketimi desteklenmelidir. Yağsız süt ürünlerinde tat sorununa karşıda sütü ve yoğurdu taze meyve ilavesiyle tüketmek tercih edilebilir.Şeftali doğranıp tüketilen yağsız yoğurt mevsim itibariyle iyi bir seçenek olabilir.Et- tavuk ürünlerinde kas eti kısmı tüketimi yağ oranını düşürür. Bu besinlerin besin hazırlamaya başlanmasıyla beraber yağlı kısımlarından ayrılarak pişirilmesi ve pişirilme sırasında yağ tercihi yerine sebze sebze suları eşliğinde pişirilmesi günlük doymuş yağ tüketimini azaltmayı sağlar.
İnsülin direncini düzene sokmak için ara öğün alışkanlığından bahsetmiştim.Ara öğünlerle beraber basit karbonhidrat tüketiminin azaltılması insülin direncini bozulmuş plazma glukoz düzeylerini düzene sokmaya yardımcı olmaktadır.Beyaz un ve beyaz unla yapılan mamüller yerine tam tahıllardan yapılmış ekmek makarna kepekli pirinç müsliler tercih edilebilir. Bunlarla ilgili değişik tarifler hazırlanarak tüketimi hastaya sevdirilmeye çalışılabilir. Şeker ve şeker içeren ürünler yerineyse tatlandırıcı tüketimi önerilebilir. Kaynatılabilen tatlandırıcılarla yapılan sütlü tatlılarla kompostularla menüye renk getirilebilir.
Posa tüketimin artması plazma glukozunu dengeye sokmakta trgliserit ve kan basıncının kontrolünde ve kilo kaybında önemlidir. Günlük posa tüketimi 25-30 gram arasında olmalıdır.Günde beş porsiyon çiğ-pişmiş sebze meyve tüketiminin önemi beslenme tedavisi sırasında altı çizilerek anlatılmalıdır.Tam tahıl ve kepekli ürünlerin posa içeriklerinin yüksek glisemik indekslerinin düşük olması sebebiyle günlük beslenme sisteminde yer alması gerektiği besin hazırlama-pişirme sırasında nasıl kullanılacakları bireylere mutlaka anlatılmalıdır.Kurubaklagiller hem geleneksel lezzetlerimiz arasında kolay tüketilen besinlerden olduğundan hem de güçlü posa içerikleri sayesinde haftada iki kere soframızda yer bulabilir.Sıcak kap yemeği olarak kullanılabildikleri gibi piyaz şeklinde soğuk salata gibi de tüketilebilir.
Beslenme alışkanlığı hayat tarzı değişikliği oluşturmak zordur. Düzenli- kontrollü beslenme takibi ve danışmanlığı altında bireylere alternatif sunarak pişme sunum teknikleri değiştirilerek fayda zararlarından bahsedilerek uzun süreçte başarılabilir.Alışkanlıkların değişmesi için bireye zaman tanımak yol göstermek alternatif sunmak gidilen yolun kolaylaşmasını sağlayacaktır.