Destek Sitesi platformunda Uzman olmak ister misiniz?

Uzman olmak için Şimdi başvurun.

Antioksidan Vitaminlerin Serbest Radikal Ve Kanser Üzerine Etkisi

Oluşturulma tarihi: 27.01.2025 23:09    Güncellendi: 27.01.2025 23:09

Antioksidan Vitaminlerin Serbest Radikaller ve Kanser Üzerine Etkisi

Özet

Günümüzde doğal kaliteli yeterli ve dengeli beslenmeyle birlikte bazı hastalıkların önlenmesi ya da tedavisi oldukça önem kazanmıştır. Besinler farklı oranlarda protein yağ karbonhidrat mineral ve vitaminlerle birlikte antioksidan madde(ler)den bir ve/veya birçoğunu içermektedir. Antioksidanlar serbest radikallerle reaksiyona girerek (onlarla bağ kurarak) hücrelere zarar vermelerini önlemektedir. Bu özellikleriyle hücrelerin anormalleşme ve sonuç olarak tümör oluşturma risklerini azalttıkları gibi hücre yıkımını da azalttıkları için daha sağlıklı ve yaşlılık etkilerinin minimum olduğu bir hayat yaşama şansını yükseltmektedir.

Günümüzde serbest radikallerin canlı hücre için toksik oldukları bilinmektedir. Hücrelerde oksidatif hasarın şekillenebileceği ve bu nedenle hastalığın tedavisi süresince kullanılan ilaçlarla beraber antioksidanların kullanılmasının yararlı olduğu ya da etkisinin olmadığı çalışmalar bulunmaktadır. Aynı zamanda yapılan çalışmalarda hastaların plazma ve tükürüklerinde serbest radikal fazlalığına bağlı oluşan toplam antioksidan gücün daha yüksek olduğu ve bunun serbest radikal üretimindeki artışla ilişkisi olabileceği bildirilmiştir.

Anahtar Kelimeler: Antioksidanlar vitaminler serbest radikal oksidatif hasar kanser

Giriş

Oksidanları inaktif hale getiren maddeler “antioksidanlar” olarak adlandırılmaktadır (6). İyi bir antioksidan serbest radikallerin etkinliğini spesifik olarak ortadan kaldırabilmeli redoks metalleriyle şelat yapabilmeli kolayca absorbe edebilmeli doku ve vücut sıvılarında uygun fizyolojik seviyelerde bulunabilmelidir (&).

A C ve E vitamini gibi antioksidanlar serbest radikallerin oluşumunu önlemekte ve reaktif türlerin neden olduğu hücre hasarı ve toksisiteyi en aza indirerek tedavi üzerinde olumlu bir etki göstermektedir (1 2). Serbest radikaller ile antioksidanlar arasındaki elektron transferi insan organizmasında temel rol oynamaktadır. Vitamin C E ve β-karoten çok etkili antioksidanlardır. Bunların içinde en büyük etkinliği olan C vitaminidir (3).

Oksitadif stres reaktif oksijen türlerinin (ROS) üretiminin artması ve/veya organizmadaki antioksidan düzeylerinin azalması nedeniyle oluşmaktadır (4). Normal sağlıklı kişilerde serbest radikaller ve antioksidanlar denge halindeyken sağlıklı olmayan kişilerde bu denge serbest radikaller yönüne bozulmuştur. Ancak antioksidan mekanizmalar daha aktif hale getirildiğinde veya bozulmuş olan bu denge antioksidanlar yönünde artırılırsa dengesizlik sonucu oluşan hastalıkların komplikasyonlarıyla başa çıkmak da kolaylaşmaktadır (5).

Bu derlemede antioksidanların genel özellikleri oksidatif hasarlara karşı oluşturdukları mekanizmalar antioksidan olarak A C ve E vitaminlerinin vücuttaki işlevleri ve bulundukları besin kaynakları anlatılarak antioksidanlar ile kanser arasındaki ilişki üzerine yapılan çalışmalar ve sonuçları irdelenmiştir.

Serbest Radikaller ve Oksidatif Stres

Bir serbest radikal ortaklanmamış veya eksik sayıda elektron içeren herhangi bir atom iyon veya molekül olarak tanımlanmaktadır. Serbest radikaller yapılarındaki bu ortaklanmamış elektronlar nedeniyle oldukça reaktiftirler. Biyolojik sistemlerdeki serbest radikallerin en yaygın kaynağı ise oksijendir. Oksijen iki elektronu eşleşmemiş şekilde bir elektron dağılımına sahiptir. Bu yüzden bazen oksijen biradikal olarak değerlendirilir. Oksijen molekülünün reaktif bir özelliği olmamasına rağmen diğer radikallerle reaksiyona girme özelliğine sahiptir. Reaktif oksijen türleri (ROS) ve reaktif nitrojen türleri (RNT) serbest radikallerdendir. Reaktif oksijen türleri; süperoksit hidroksil peroksil hiperoksil; reaktif nitrit türleri ise nitrik oksit nitrojen dioksit gibi moleküllerdir. Reaktif oksijen türleri hücre zarları DNA RNA gibi yapılarda hasara neden olmaktadır. Serbest radikaller endojen ve ekzojen kaynaklı olabilmektedir. ROS oluşumu endojen biyokimyasal reaksiyonunun doğal bir sonucudur. Oksidazlar ve elektron taşıma zinciri başlıca endojen serbest radikal kaynaklarıdır; sigara dumanı hava kirliliği pestisitler radyasyon gibi ekzojen kaynaklı serbest radikaller de bulunmaktadır (6 y z t).

Radikallerin oluşturduğu reaksiyonların başlıca hedefleri hücre membranı yapısındaki fosfolipidlerin doymamış bağlarıdır. Reaksiyonlar sonucunda lipid peroksidasyonu oluşmakta ve membranın akışkanlığı bozulmaktadır. Ayrıca ROS düşük yoğunluklu lipoprotein (LDL) oksidasyonunu da uyarmaktadır. LDL’ler süperoksit ve H2O2 gibi reaktif oksijen türleri vasıtasıyla oksitlenir. LDL reseptörleri tarafından tanınamayan oksitlenmiş LDL’ler retikülo-endoteliyal sistem makrofajlarının süpürücü reseptörleri tarafından tanınıp yutulur ve hücrelerin ve arterosklerotik plakların oluşumuna neden olur (6).

Şekil 1 Oksitlenen LDL'lerin Makrofajlar Tarafından Süpürülmesi

Normal koşullarda ROS oluşumu ile bunları ortamdan temizleyen antioksidan savunma sistemi arasında bir denge bulunmaktadır. Vücuttaki antioksidan maddelerin yetersizliğinde ROS oluşumunun artması ve/veya bu moleküllerin ortamdan yeterince temizlenememesi oksidatif stres olarak tanımlanmaktadır (6). Oksidatif stres katalitik bölgelerinde sülfhidril ve amino gruplarına sahip olan glutatyon peroksidaz (GPx) ve glutatyon redüktaz (GRed) antioksidan enzimleri tarafından kısmen kontrol edilmektedir. Bu enzimlerin engellenmesiyle oksidatif stres artışı ortaya çıkmaktadır (8).

Kanser hastalarında oksidatif strese yol açabilecek bir dizi mekanizma bulunmaktadır. Düşük molekül ağırlıklı antioksidan içeren enzimler (süperoksit dismutaz katalaz ve glutatyon peroksidaz) ve düşük molekül ağırlıklı antioksidanlar içeren redoks sistemi bu hastalarda dengesizlik oluşturabilmekte ve bu dengesizlik hastalığın ilerlemesini kolaylaştırabilmektedir (7).

Organizmada bu zararlı radikallerin etkisiyle başa çıkabilmek için bazı enzimatik ve non-enzimatik antioksidan savunma sistemleri bulunmaktadır (z). ROS’un etkileri süperoksit dismutaz tiyoredoksin katalaz ve glutatyon peroksidaz gibi antioksidan enzimlerle ve A C E vitaminleri koenzim Q10 alfa lipoik asit çinko bakır selenyum magnezyum gibi antioksidanlar ile ortadan kaldırılabilmektedir (6).

Reaktif Oksijen Türlerinin (ROS) ve Oksidatif Stresin Mitokondri ve Mitokondriyal DNA’ya Etkisi

Serbest radikallerin üretildiği en önemli kaynak oksijenin suya kadar indirgendiği mitokondrilerdir. Mitokondri reaktif oksijen türlerinin (ROS) ve oksidatif stresin hem birincil hedefi hem de önemli hücre içi kaynağıdır. Reaktif oksijen türleri ya da serbest oksijen radikalleri tüm aerobik organizmalar tarafından mitokondrilerin normal metabolizmasının bir ürünü olarak oluşmakta ve makromoleküllere zarar vermektedir. Mitokondriyal DNA (mtDNA) ROS’tan kaynaklanan hasarlara karşı hassastır. Hücrelerde bu radikallere karşı en çok mitokondriler savunmasızdır ve mitokondrial fonksiyon bozukluğu sonucu ATP üretimi baskılanmaktadır (9 x y).

Mitokondrilerin ATP sentezleyen kısımları ve mitokondrial DNA’nın daha fazla oksidatif hasara uğradığı belirlenmiştir. Çünkü mitokondri komponentleri bu radikallerin oluşum bölgesindedir ve çekirdek zarı gibi DNA’sını koruyan bir kılıf yoktur. Bu nedenle oksidatif hasara karşı mitokondrial genom çok hassastır ve bu hasar yaşlanma sürecinde bu genomda bozulmalara yol açmaktadır (x). Mitokondrilerde oluşan serbest radikaller karşılaştıkları herhangi bir molekülü okside etme eğilimindedirler. Serbest radikaller oluşur oluşmaz proteinlere lipitlere karbonhidratlara ve DNA'ya zarar vererek büyük oksidatif hasarlara neden olurlar ve sonuçta hücre ölümüne yol açmaktadırlar (x).

Diyabet obezite ve sigara dumanı insanlarda birçok kanser ve çeşitli hastalıklar için oksidatif stresin önemli bir kaynağıdır. Oksidanlar ve antioksidanlar arasında bir dengesizlik olduğunda oksidatif stres oluşmakta ve bu dengesizlik mitokondriyal hasara neden olarak mtDNA kopya sayısını etkileyebilmektedir. Örneğin sigara dumanı polisiklik aromatik hidrokarbonların (PAH) bir bileşenini etkilemektedir. Nükleer DNA’ya kıyasla PAH’ların mtDNA’ya 40-90 kat daha fazla afinitesi vardır. PAH’dan kaynaklanan hasarı telafi etmek için mtDNA içeriği artmaktadır (9).

Hücreler serbest radikalleri detoksifiye eden antioksidan savunma sistemlerine sahiptir. Fakat antioksidan sistemler yaşla birlikte yetersiz kaldığı için oksidatif hasarlar birikerek yaşlanmaya ve hastalıklara yol açmaktadır (x). Besinlerde oksidatif süreç boyunca ortaya çıkan ROS’ları nötralize etmek için vitamin ve mineral gibi (örneğin alfa-tokoferol beta-karoten) antioksidanlar bulunmaktadır. Antioksidanların da azaltılmış mtDNA kopya sayısı ile ilişkili olabileceği hipotezinde bulunulabilir (9).

C Vitamini (Askorbik Asit)

C Vitamini (askorbik asit) çeşitli biyolojik fonksiyonlar için gerekli bir besindir (6). Askorbik asit oksidatif hücre stresine hidrojen peroksit üreterek reaktif oksijen türleriyle ilişkili (ROS) bir sitotoksik etki gösterir (10). İmmün fonksiyonlar ve çeşitli oksidatif/inflamatuar süreçlerde ROS ve RNS radikallerinin süpürülmesi protein glikasyonuna neden olan zincir reaksiyonlarının önlenmesi ve lipid peroksidasyonuna karşı koruyucu olması gibi önemli rolleri vardır. Ayrıca askorbik asit; E vitamini ve glutatyonun okside formlarından antioksidan formlarına yeniden dönüşümlerinde görev alır (6).

Kan ve plazmada serbest radikallere karşı ilk savunmayı sağlar. Lipit peroksidasyonunu engeller. Vitamin E nin rejenerasyonunu sağlar ve antioksidan etkinliğini artırır. Prooksidan özelliklerinden bahsedilse de kanıtlanmamıştır. Yüksek doz C vitamininin (2 g) yan etkisi bulunmamakla beraber özel bir faydası da saptanmamıştır (11).

C vitamini antioksidan mekanizması sayesinde serbest radikallerin B-hücrelerine verdiği hasarı önleyebildiği varsayılmaktadır (6).

Kanserin mevcut olduğu hastalarda C vitamini takviyesinden yararlanılamadığı bildirilmektedir; ancak kanser hastaları için C vitamini eksikliği faydalı da değildir (12).

Askorbik asit ve kanser öyküsü tartışmalarla incelenmektedir. Kanser sonucunda askorbik asiti değerlendiren klinik çalışmalar günümüze kadar devam etmektedir. Ancak askorbik asitin kanser ilişkili inflamasyon sistemik inflamatuvar yanıt sendromu (SIRS ……..) ve çoklu organ yetmezliğiyle (MOF …….) ilgili son derece yararlı olabileceğini düşündüren veri zenginliği büyük ölçüde gözardı edilmiştir. İleri evre kanser hastalarıyla ilgili askorbik asit verileri genellikle eksiktir (13).

Hastaların septik belirtileri ortaya çıktıktan sonra askorbik asit düzeylerinde daha da azalmalar oluşmaktadır. Askorbatın bilinen rolleri arasında; endotel bakımının devamı ve inflamatuvar belirteçlerinin bastırılması hayvan modellerinde sepsisden korunma ve doğrudan antineoplastik etkileri tedavi mevcut yöntemlerine bir adjuvan olarak askorbat kullanımının önerilmesi ve kanser-kaynaklı sepsis önlenmesi yer almaktadır (13).

Birçok çalışmada C vitamininden zengin gıda alımının kanser riskini azalttığı ancak risk azaltımı amaçlı ek C vitamini tüketiminin kanser riskinde azalma sağlamadığı gösterilmiştir (14).

Carr ve Frei (15) 1999 yılında kalp-damar hastalıkları ve kanser riskini azaltmak için 120 mg/gün (RDA) alınması gerektiğini önermişlerdir. C vitamininin daha yüksek dozu (500 mg/gün) vazodilatasyon (damar genişlemesi) ve kan basıncının azalması için gerekli olabilir (12).

Telang ve ark. (16) Implante Lewis akciğer kanser hücrelerinin büyümesi üzerine C vitamininin etkisini ölçen bir çalışma yapmışlardır. Askorbik asit sentezi yetersiz olan farelerde bu hipotezi test etmişlerdir. Hayvanların kısmen veya tamamen C vitamini takviyelerine kıyasla C vitamininden yoksun diyet tüketenlerde düşük plazma C vitamini düzeyleri (<5 mcM) ile farelerde küçük tümör geliştiği bulunmuştur. Komplikasyonlar skorbüt hastalığından tümöre kanama kötü kan damarları oluşumu ve kollajen sentezi azalması gibi birden fazla alanda kendini göstermiştir (12 16).

C vitamini kaynakları meyveler (özellikle turunçgiller) ve sebzelerdir. Kuşburnu maydanoz şalgam ve asma yaprağı kırmızı ve yeşil sivri biber lahana ve karnabahar ıspanak çilek turunçgiller şeftali domates bakla bamya bezelye semizotu kiraz vişne ve kavun C vitamininden zengin kaynaklardır (17).


E Vitamini

E vitamini (α-tokoferol) çok güçlü bir antioksidandır. α-tokoferol insanlarda periferik nöropati ve hemolitik anemi dahil olmak üzere E vitamini eksikliği semptomlarının önlenmesi için gereklidir (12). E ve C vitaminlerinin verilmesinin yaşlı kişilerde ortalama kan lipid peroksit konsantrasyonlarında bir azalma sağladığı saptanmıştır. E vitamini selenyum metabolizmasında da önemli rol oynar. E vitamini selenyumun organizmadan kaybını önleyerek veya onu aktif şekilde tutarak selenyum ihtiyacını azaltır. Hücre membranlarında ve dolaşımdaki lipoproteinlerde bulunur. Membran yağ asitlerini lipit peroksidasyonundan korur. Lipit peroksidasyonuna karşı C vitamini ile birlikte çalışır (11).

E vitamini lipid ortamda hidroperoksil radikalleri süpürücü elzem bir antioksidan olarak işlev görür. İnsanlarda E vitamini eksikliği belirtilerinde eritrosit membran ve sinir dokularının korunmasında E vitamininin antioksidan özelliklerinin önemli bir rol oynadığı belirtilmektedir. E vitamini lipid hidroperoksil radikalleri tutan bir antioksidan olarak vazgeçilmez bir besindir. Yüksek düzeydeki E vitamini bazı kişilerde yararlı olabilirken bazı kişilerde sağlık riski oluşturabilir (12).

Minimum gereksinim 12 mg/gün iken 400 mg/gün üstündeki dozlarda ölüm riskinde artış ileri sürülmüştür (18).

Serbest radikallerin kanserin başlamasında rol aldığı ve vitamin E ile diğer antioksidanların antikanserojen etki göstererek kanserin yayılmasını ve tümörün büyümesini önlediğine ilişkin çalışmalar bulunmaktadır.

E vitamininin bazı çalışmalarda kanserler için koruyucu etkisi olduğu gösterilmişse de akciğer kanserinde bu etki gösterilememiştir (14).

Odukoya ve ark (19) topikal olarak uygulanan E vitamininin hamster yanak kesesinde karsinojenezi inhibe ettiğini göstermiştir.

Kadın Sağlığı Çalışması’nda (20) normal sağlıklı kadınlarda kalp hastalığı ya da kanser önlemek için E vitamini takviyesi etkinliğini test edildi.  45 yaş ve üzeri 40.000 sağlıklı kadınlara on yıl boyunca her gün alınan 600 IU E vitamini ya da plasebo değerlendirildi. Genel olarak E vitamini takviyeleri kanser kardiyovasküler olaylara veya total mortalite üzerindeki insidansı üzerinde hiçbir etkisi bulunmadı. Ancak kalp damar hastalıklarından ölümlerin % 24 azaldığı belirlendi.

E vitamininden zengin kaynaklar; bitkisel yağlar (soya mısır pamuk ve ayçiçeği yağı) tam tahıllar ruşeym yağlı tohumlar ve bazı yeşil yapraklı sebzeler sert kabuklu meyveler (fındık ceviz vb.) kuru baklagillerdir (17).

A vitamini

Vitamin A'nın ön maddesi olan β-karotenin singlet oksijeni bastırabildiği süperoksit radikalini temizlediği ve peroksit radikalleriyle direkt olarak etkileşerek antioksidan görev gördüğü saptanmıştır. Karotenoidler α-tokoferol ile karşılaştırılınca antioksidan özellikleri daha zayıftır. Karotenin küçük bir bölümünün A vitaminine dönüşmesi sayesinde plazma dengesi sağlanarak ve A hipervitaminoz engellenmektedir. β karoten hipodermiste birikerek deriye bronz renk vermektedir. Yüksek karoten seviyelerinin oksijen basıncının yüksek olduğu yerlerde prooksidan etkilere neden olabileceğinden de söz edilmektedir. Vitamin A epitel koruyucudur. Ayrıca kronik foto yaşlanmanın azaltılmasında önemlidir ve potansiyel antikarsinojen etkileri de gösterilmiştir. Ancak uzun süreli kullanımı hipervitaminoza neden olabileceği için kullanımı kısıtlı kalmıştır (6).

Akut ya da kronik olarak oldukça yüksek dozlarda alındığında A vitamini için toksik bulgular genellikle hem besinlerden hem de besin desteklerinden günlük 15.000 IU’yi aşan alımlarla birlikte ortaya çıkmaktadır. Bu toksik bulgular β karoten supleman olarak verildiğinde gözlenmemiştir (6).

Suda ve ark. (21) topikal olarak uygulanan beta-karotenin hamster kesesinde deneysel ağız karsinojenezini inhibe ettiğini göstermiştir. 

Çalışmalar da meyve sebze A vitamini ve C vitamininin fazla olduğu bu diyetlerin ağız kanserine karşı koruyucu bir etkiye sahip olduğu belirtilmiştir (22). 

A vitamini hayvansal kaynaklarda en çok balık karaciğeri yağı ve balık karaciğer süt ve süt yağı yumurta sarısında bulunur. Karotenoidlerden zengin kaynaklar arasında havuç sarı/yeşil meyveler ve yeşil yapraklı sebzeler bulunmaktadır (17).

Alkol ve Tütün Ürünleri Kaynaklı Kanserlerde Antioksidan Vitamin Çalışmaları

Alkol kanseri tetiklemektedir. Az miktarda bile olsa alkol kanserojen etki gösterebilmektedir. Alkolün neden olduğu kanserler; ağız boşluğu larenks özefagus ve karaciğer kanserleri olarak sıralanabilir. Alkolün meme kolon ve rektum kanserini artırdığını gösteren kanıtlar da mevcuttur. Düzenli olarak bir kadehten fazla alkol tüketen kadınlarda meme kanseri riskinin arttığı gözlenmiştir. Alkolün meme kanseri riskini artırış mekanizması net olarak açıklanamamakla birlikte hormonlar özellikle östrojen miktarında artış folat seviyesindeki azalma alkol ve metabolitlerinin direkt etkisi ile ilişkili olabileceği düşünülmektedir. Ayrıca çalışmalar tüketilen alkolün çeşidinden ziyade günlük tüketilen toplam alkol miktarının önemini vurgulamaktadır. Alkol kullanımı yanında sigara tüketimi de varsa kanser riski her biri için 5 kat iken 25 kata çıkmaktadır (14).

Oji ve ark. (23) Enugu’da Nijerya Eğitim ve Araştırma Hastanesi Üniversitesi’nde sunulan raporda ağız kanseri hastalarının çoğunun olumsuz bir alkol ve tütün dumanına maruz kalma geçmişi olduğu bildirilmiştir. Yoksulluk yetersiz beslenme eğitim eksikliği kötü ağız hijyeni ve kronik sıtmanın da ağız kanserinin etyolojisi ve şiddetinde önemli bir rol oynadığı belirtilmiştir. 

Lawoyin ve ark (24) Güney-batı Nijerya'da yaptıkları popülasyonlarındaki çalışmada tütün ve alkol tüketimi gibi ağız kanseri için bilinen risk faktörlerinin yaygınlığının düşük olduğunu ve çalışma popülasyonlarında beslenme genetik yatkınlık kronik hastalıklar gibi diğer zemin hazırlayan faktörlerin ağız kanserinin etiyolojisinde önemli bir rol oynayabildiğini belirtmiştir. 

Sigara serbest radikalleri oluşturur. Çünkü sigara içenlerde α-tokoferol kinetiği sigara içmeyenler ile karşılaştırılmıştır. Sigara içenlerde lipid peroksidasyonları (F2 -izoprostan konsantrasyonları) ve plazma α-tokoferol kayboluşu oranları daha fazla bulunmuştur. Sigara içenlerde en önemlisi plazma askorbik asit konsantrasyonu düşük olanlarda E vitamini kayboluşu hızlı olduğu tespit edilmiştir. Sigara içenlere iki hafta boyunca C vitamini (500 mg günde iki kez) ile takviye edildiğinde α-tokoferol kaybolma oranları (C vitamini takviyesi varken ya da yokken) sigara içmeyenlerde görülen oranlara normalize edildi. Bu nedenle sigara içenlerde daha fazla oksidatif stres vardır ilave C vitaminiyle α-tokoferol radikal indirgenmiş formuna restore edilmesi gerekir böylece E vitamini konsantrasyonları korunur (12).

Sonuç ve Öneriler

Sağlıklı kişilerde serbest radikaller ve antioksidanlar denge halindeyken sağlıklı olmayan kişilerde bu denge serbest radikaller yönüne bozulmuştur. Ancak antioksidan mekanizmalar daha aktif hale getirildiğinde veya bozulmuş olan bu denge antioksidanlar yönüne kaydırıldığında dengesizlik sonucu oluşan hastalıkların komplikasyonlarıyla başa çıkmak kolaylaşmaktadır. Bu yüzden dengeyi antioksidanlar yönüne kaydırılmaya çalışılmalıdır. Örneğin kişiler beslenmelerinde günlük en az 5-7 porsiyon sebze ve meyve tüketmeli sigara ve alkol kullanmamalı eğer kullanıyorlarsa antioksidan vitamin içeren besinlerin vücuda alımı arttırılmalıdır. Antioksidanlardan zengin besinleri tüketerek dengenin serbest radikal yönüne kayması engellenebilir. 

Serbest radikallerin zararlı etkilerini önlemek için antioksidanlar devreye girerek radikalde bulunan serbest elektron/elektronlara bağlanıp radikalleri etkisiz hale getirirler. Bu nedenle diyette antioksidan vitaminlerin tüketimine önem verilmelidir.

Antioksidanlar hastalıkların oluşumunu azaltmaktadır. Ancak kanser kardiyovasküler hastalıklar diyabet gibi hastalıklar oluşmuşsa tıbbi tedavi ile birlikte diyette antioksidanlara da yer verilmelidir. Antioksidan tedavi tıbbi tedavilerle uygulandığında daha etkilidir.

Kardiyovasküler hastalıklar kanser diyabet vb. hastalıkların tedavisinde tek bir vitamin içeren diyet yerine tüm antioksidan vitamin ve mineralleri bir arada içeren dengeli ve yeterli bir diyetin tüketilmesi gerekmektedir. Bir öğünü oluşturan diyet tüm besinleri içermelidir. Yeterli dengeli sağlıklı ve motive edici bir beslenme için bir iki besin türünden çok tüketme yerine değişik tür besinlerden gereksinen miktarlarda tüketilmelidir. Öğünler oluşturulurken Hacettepe Üniversitesi Beslenme ve Diyetetik bölümünün çıkardığı dört temel besinin bulunduğu (et balık yumurta süt ve süt ürünleri tahıl ve ürünleri sebze ve meyve)  dört yapraklı yonca modelinden yararlanılabilir.

Kaynaklar

Antunes LMG. Bianchi MLP. Antioxidantes da dieta como inibidores da nefrotoxicidade induzida pelo antitumoral cisplatina. Rev Nutr 2004;17 (1): 89-96.

Santos HS. Cruz WM. A terapia nutricional com vitaminas antioxidantes e o tratamento quimioterápico oncológico. Rev Bras Cancerol 2001; 47 (3): 303-308.

Getoff N. Vitamin free radicals and their anticancer action. Review In Vivo. 2009
Jul-Aug;23(4):599-611.

Chertow B. Advences in Diabetes for the Millennium: Vitamins and Oxidant Stress in Diabetes and Its Complications. Med GenMed 2004; 6(Suppl 3):4

Memişoğulları R. Diyabette serbest radikallerin rolü ve antioksidanların etkisi. Düzce Tıp Fakültesi Dergisi 2005; 3:30-39

Yıldız E. Çelik F. Diyabet ve Antioksidan Vitaminler Beslenme ve Diyet dergisi/38 (1-2):35-44/2010

Mantovani G. Madeddu C. Gramignano G. et al. An Innovative Treatment Approach for Cancer-Related Anorexia/Cachexia and Oxidative Stress: Background and Design of an Ongoing Phase III Randomized Clinical Trial. Support Cancer Ther 2007; 4 (3): 163-167.

Sudesh Vasdev. D.V.M. Ph.D. F.A.C.B. Jennifer Stuckless. B.Sc.(Hons.) A.D.F.S. and Vernon Richardson. Ph.D. Role of the Immune System in Hypertension: Modulation by Dietary Antioxidants 2011 September 14. doi:  10.1055/s-0031-1288941

Lynch S. Weinstein S. Virtamo J  Lan Q  Lui CS. Cheng WL. Rothman N. Albanes D. and  Stolzenberg RZ.-Solomon Mitochondrial DNA Copy Number and Pancreatic Cancer in the Alpha-Tocopherol Beta-Carotene Cancer Prevention (ATBC) Study Cancer Prev Res (Phila). 2011 November; 4(11): 1912–1919.

Klingelhoeffer C. Kämmerer U. Koospal M. Mühling B. Schneider M. Kapp M. Kübler A. Christoph-Thomas Germer and Christoph Otto Natural resistance to ascorbic acid induced oxidative stress is mainly mediated by catalase activity in human cancer cells and catalase-silencing sensitizes to oxidative stres 2012 May 2. doi:  10.1186/1472-6882-12-61

Hutchinson J. Lentjes M. Greenwood D. et al. Vitamin C intake from diary recordings and risk of breast cancer in the UK Dietary Cohort Consortium Eur J Clin Nutr. 2012 May; 66(5): 561–568.

Maret G. Traber and Jan F. Stevens Vitamins C and E: Beneficial effects from a mechanistic perspective Free Radic Biol Med. 2011 September 1; 51(5): 1000–1013.

Ichim T. Minev B. Braciak T. et al. Intravenous ascorbic acid to prevent and treat cancer-associated sepsis? Journal of Translational Medicine 2011 9:25

Özkan Ç. Çelik İ. Beslenme ve Kanser Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı Ankara Türkiye

Carr AC. Frei B. Toward a new recommended dietary allowance for vitamin C based on antioxidant and health effects in humans. Am J Clin Nutr. 1999;69:1086–1107.

Telang S. Clem AL. Eaton JW. Chesney J. Depletion of ascorbic acid restricts angiogenesis and retards tumor growth in a mouse model. Neoplasia. 2007;9:47–56

Baysal A. BESLENME Hatiboğlu Yayınları:93 Ders Kitabı Dizisi:26 ISBN 975-7527-73-4 12. Baskı:2009

Miller ER. Pastor-Barriuso R. Dalal D. et al. Meta-analysis: highdosage Vitamin E supplementation may increase all- cause mortality. Ann Intern Med 2005; 142: 37-46.

Odukoya O. Hawach F. Shklar G. Retardation of experimental oral cancer by topical vitamin E. Nutr Cancer 1984;6:98-104.

Lee IM. Cook NR. Gaziano JM. Gordon D. Ridker PM. Manson JE. Hennekens CH. Buring JE. Vitamin E in the primary prevention of cardiovascular disease and cancer: the Women's Health Study: a randomized controlled trial. JAMA. 2005;294:56–65. 

Suda D Schwartz J. Shklar G. Inhibition of experimental oral carcinogenesis by topical beta-carotene. Carcinogenesis 1986;7:711-5.

Winn DM. Ziegler RG. Pickle LW. Gridley G. Blot WJ. Hoover RN. Diet in the aetiology of oral and pharyngeal cancers among women from southern United States. Cancer Res 1984;44:1216-22.  

Oji C. Chukwuneke F. Oral cancer in Enugu Nigeria 1998-2003. Br J Oral Maxillofac Surg 2007;45:298-301.      

Lawoyin JO Aderinokun GA Kolude B Adekoya SM Ogundipe BF. Oral cancer awareness and prevalence of risk behaviours among dental patients in South-western Nigeria. Afr J Med Med Sci 2003;32:203-7.

X  Şekeroğlu Z. Şekeroğlu V. Oksidatif Mitokondrial Hasar ve Yaşlanmadaki Önemi Türk Bilimsel Derlemeler Dergisi 2(2): 69-74 2009 ISSN:1308-0040 www.nobel.gen.tr

Y Gürgöze S. Durak M. H. Şahin T. Memelilerde Ortalama Yaşam Süresi ve Yaşlanma Sürecinde Serbest Radikallerin Rolü İstanbul Üniv. Vet. Fak. Derg. 33 (1) 43-49 2007

Z = 5. Kaynakmış = düzce tıp dergisi

T Mercan U. Toksikolojide Serbest Radikallerin Önemi YYU Vet Fak Derg. 2004 15 (1-2):91-96. Yüzüncü yıl Üniversitesi Veteriner Fakültesi Farmakoloji-Toksikoloji Anabilim Dalı VAN

& Derviş E. Oral Antioksidanlar Derleme SB. Haseki Eğitim Hastanesi Dermatoloji Kliniği