Besinlere karşı önyargı beslememeli
2009 Yaz mevsimi İstanbul. Bir akşam iş çıkışı Nişantaşı’ndaki ofisimden Tünel’e taşınan yeni dans stüdyomuza kadar yaklaşık 50 dakika tempolu yürüdüm. 2 Saat süren dans dersinin ardından Galatasaray’daki eşsiz boğaz manzaralı bir restorana geçtik. Salsa Cha Cha Bachata Merengue ezgileriyle Latin rüzgarlarının estiği mekanda tarihi yarımadanın tarifi mümkün olmayan manzarası eşliğinde muhteşem bir dans gecesi organizasyonu düzenlenmişti. Enerji harcamak için öncelikle enerji almak gerektiğini düşünerek dans öncesi bir şeyler yemeğe niyetlendik. Servis personeli bizlere oldukça zengin bir mönü sundu. Onlarca alternatif arasında birisi vardı ki daha yemeğin adını okurken “budur işte!” dememe vesile oldu: Kepekli mantı.
“Neden firmalar light ayran üretmiyorlar?” şeklindeki sorumun bir benzeri de “neden restoranlarda kepekli mantı satılmaz?” idi. Tek yapılması gereken beyaz un yerine esmer un kullanmak. Tabi üzerine konulan yoğurdun light olması ve kızgın tereyağı gezdirilmemesi koşulu ile çok kolay bir şekilde diyet mantı hazırlanabilir. Buna karşılık hiçbir mekanda rastlamamış olmam bana enteresan geliyordu. O akşam dans gecesinde olmamızın etkisi ile sarımsaksız light yoğurtlu tereyağsız 1 porsiyon kepekli mantı ile yağsız ve sossuz salata siparişi verdim. Zeytinyağı sirke nar ekşisi gibi salata soslarını ayrı bir şekilde talep ettim ve yeterli miktarlarda kendim ekledim.
Mantı konusuna gelince; sarımsaklı yoğurt ve kızgın tereyağlı ne denli güzel olduğunu ben de çok iyi biliyor olmama rağmen bu mesleğe atıldım atılalı alışkanlıklarım çok fazla değişmişti: Evim işyerim gibi değiştirebileceğim tüm mekanlarda en kaliteli malzemelerden sağlıklı seçimler yapıyor restoran gibi değiştiremeyeceğim ortamlarda da en uygun alternatifleri üretmeye çalışıyordum. Böylesi ortamlarda biraz kaçamak yapsam da en çok zamanımın geçtiği evim ve işyerimde yediğim öğünlerin sağlıklı olduğunu bilmek bile beni rahatlatıyordu. Mantı siparişimde de yoğurt ve yağ konusunda müdahale imkanım varken bu şansımı sonuna kadar kullandım. Dans gecesinde olmanın etkisiyle sarımsaksız light yoğurt isterken üzerine kızgın tereyağı istemediğimi de belirtmiştim. Buna rağmen sonuç olağanüstü idi. Tahminimce önceden ısıtılmış belki de bulaşık makinesinden yeni çıkmış sıcacık bir tabak içerisine patlıcan beğendi konulmuştu. Üzerine kepekli mantı ve en üstte de light yoğurt eklenmişti. Tam kararında nane ve sumak serpiştirilerek öylesine güzel servis edilmişti ki önce göze sonra damağa hitap ediyordu. Mantıların hiçbiri birbirine yapışmamış adeta tane tane idi. Unu kepekli olmasından kaynaklı olarak daha fazla su çekmiş ve pamuk gibi yumuşacıktı. Resmen ağızda eriyordu. Ne yalan söyleyeyim Kayseri’de bile böyle güzel bir mantı yememiştim.
Bu hikaye ile belirtmek istediğim aslında şu: Büyük bir çoğunluğumuz tadını bile bilmediğimiz bazı yiyeceklere burun kıvırmaktayız. İçerisinde ne olduğunu bilmediğimiz besinleri farkında olmadan rahatça yiyebiliyorken ismini öğrendiğimizde yüzümüzü ekşittiğimiz pek çok yemek söz konusu olmuştur. Bir diyetisyen olarak pırasa ile üniversitede enginarla meslek hayatıma atıldığımda tanıştığımı söylemekten hiçbir zaman çekinmedim. Bakla yerelması ve kereviz ile flörtüm halen kötüdür. Diğer yandan sakatatlar yılan balığı yengeç hatta köpekbalığı bile yediğimi söyleyebilirim. Hele ki hayatta yediğim en güzel etin köpekbalığı olduğunu söylesem yalan olmaz. Hepimizin beslenme konusunda bazı önyargıları var. İsminden veya görüntüsünden dolayı bir besinden uzak durmak bazen kayıp olarak nitelendirilebilir. Sizler de “mantının da kepeklisi mi olurmuş?” demeden bir kez olsun deneyin. Şahsen pide lahmacun ve pizzanın da kepeklisini denedim çok beğendim. Fırsat buldukça da tereddüt etmeksizin kepeklilerini tercih ediyorum. Şiddetle tavsiye ederim…